Kaçış, Arzu ve Dönüşüm: Apollo ile Daphne'nin Mitolojik Gerilimi

TAKİP ET

HABER İNCELEME:BUSE GÜLİN

Dünya kültürleri kapsamında bakacak olursak, mitolojinin de coğrafya bazında fazlasıyla değişken olduğunu görürüz. Her ne kadar en fazla bilinen mitoloji “Yunan” olsa da, Mısır, Uzak Doğu, Roma ve İskandinav mitolojilerini es geçmemek; sembollerin ve içeriklerin üzerine ayrı ayrı, derinlemesine eğilmek gerekir.

Tabii ki her mitolojik anlatımın ve olay örgüsünün incelenmesi hususunda temelde baz alınması gereken en birincil nokta; mitolojinin, insanların cevap bulamadıkları soruları açıklığa kavuşturma ihtiyacına hizmet eden bir mekanizma olduğudur. Cevabı somut dünya üzerinde bulunamayan her soru, dönemin insanları tarafından efsaneleştirilmiş ve insanüstü güçlerin iradesine, hatta karar mekanizmasına bağlanmıştır. Bu sebeple mitolojik anlatımlar; tanrılar/tanrıçalar, onların görsellikleri ve hatta güçleri bakımından birbirinden bağımsız ve farklıdır. Anlatımlardaki değişkenliklerin temelde çeşitlilikten kaynaklandığını bilerek okuma ve analiz yapmak, ulaşılacak sonuçların doğruluk oranını yükseltecektir. Her mitoloji, ait olduğu kültürü tanımlar. Doğru açıdan yaklaşabilmenin en önemli yolu; öncelikle o toplumu, coğrafyayı, dönemin yaşam koşullarını ve tarihini incelemektir. Bunlara hâkim olmak, anlatımlarda var olan birçok sembolü açıklığa kavuşturacaktır.

İffet ile Şehvet’e geri dönecek olursak, bir üst paragraflarda ifade ettiğim hususlar önem kazanmaya başlıyor. Konu aslında bu tarz sıfat öbekleriyle ifade edildiğinde gizemini korusa da, sembolleşmiş mitolojik anlatımın özünde ne kadar birikim odaklı olduğunu bize vurguluyor. İffet ile Şehvet, Yunan mitolojisine ait çok önemli bir anlatımın iki temel tarafını tanımlamakta kullanılan bir betimlemedir. İffet, meşhur su perisi Daphne; şehvet ise onun peşini bir türlü bırakmayan Yunan tanrısı Apollo’dur.

Mitolojik açıdan olay örgüsü herkes tarafından bilinse de, kısaca değinmekte fayda buluyorum: Eros’un ok atma yetisi ile dalga geçen Zeus’un oğlu Apollo (okçuluğun, müziğin, dansın, doğruluğun, şifanın, hastalığın, güneşin, ışığın ve şiirin tanrısıdır), Eros’un (güzellik tanrıçası Afrodit’in oğludur; aşkın, şehvetin ve cinselliğin tanrısıdır) intikam dürtüsünün odağı haline gelir. Böylelikle Eros, altın okunu Apollo’nun kalbine kasıtlı şekilde isabet ettirerek onu Daphne’ye âşık eder. Fakat tam bu noktada çoğu kişinin gözden kaçırdığı bir detay vardır: Eros, Apollo’ya sapladığı altın okun tam zıttı olan gümüş oku Daphne’ye fırlatır ve Daphne’nin Apollo’ya karşı ölümcül bir nefret duygusu geliştirmesine sebep olur. Zira Eros’un altın oku “zarif aşkı doğurmak” adına yaratılmışken, gümüş oku ise bu aşkı reddetmek üzere tasarlanmıştır. Bu şekilde planlanmış bir stratejik intikam hikâyesinde sonuç Apollo’nun aleyhine olur çünkü artık Apollo, asla duygularına karşılık bulamayacağı bir kadere mahkûm edilmiştir.

Daphne açısından var olan anlatıma dikkat kesildiğimizde, ona duyulan ilginin aslında oldukça olağan olduğunu görürüz; çünkü su perisi olmasının verdiği güzellik sebebiyle sürekli karşı cins tarafından ilgi görmektedir. Yine de Apollo, Daphne’ye her ne kadar yalvarsa da anlatım boyunca duyguları karşılık bulmaz. Tam bu perspektiften ikisi arasındaki dengeye odaklandığımızda, Daphne ve Apollo’yu unutulmaz kılanın Apollo’nun sürekli reddedilmesi ve Daphne’nin sürekli kovalanması değil; onları efsaneleştiren asıl ivmenin final tasviri, yani sonları olduğunu fark ederiz.

Bahsi geçen anlatımın finaline doğru, Apollo’nun Daphne’nin peşinden ormanda koştuğu bir ana geçiş yaparız. Apollo, Daphne’ye olan aşkından onu giderek artan bir hızla kovalamakta; Daphne ise ona yakalanmamak için kaçmaktadır. Apollo’nun kendisini yakalamasına ramak kala, Daphne nehir tanrısı olan babası Peneus’a seslenerek yardım ister. Suyun tüm var olan tanrıları, “dönüşüm yeteneğini” kullanarak Daphne’yi farklı bir forma dönüştürürler. (Bazı kaynaklarda ise toprak ana Gaia’dan yardım istediği ve dönüşümün Gaia tarafından sağlandığı ifade edilir.) Sembolizmin en baskın şekilde ortaya çıktığı detaylandırma burada başlar. Daphne’nin bacakları toprağa kök salar, kolları uzun ve ince dallara dönüşür, saçları yapraklar hâlini alır; göğsünü ince bir kabuk kaplar. Çok kısa bir süre içerisinde bedeninin tüm uzuvları insanî formdan uzaklaşarak doğal bir oluşuma dönüşür: çoğu kişinin günümüzde hâlâ adını taşıdığı ve yapraklarını yemeklerde kullandığı defne ağacına.

Daphne, defne ağacı hâline getirilir ve asla Apollo’nun olmaz. Bu noktada Daphne iffetin, Apollo ise şehvetin sembolü hâline gelir. Daphne, kendisini yok etmek pahasına iffetini savunmuş ve Apollo’ya teslim olmamıştır; Apollo ise saplantılı tutkusu sebebiyle Daphne’nin fiziksel varlığının yok edilmesine neden olmuştur. Fakat bu portrede dahi Apollo’nun ağaç hâline gelmiş Daphne’ye sarıldığı anlatılır. Daphne’nin ise dallarını küçülterek ondan sıyrılmaya çalıştığı ifade edilir. Her ne kadar Daphne sonsuza kadar ağaç olarak yaşayacak olsa da, Apollo onun etrafında dolaştıkça kalp atışlarının duyulduğu da belirtilir.

Daphne ağaç hâlini alsa da onu unutmayacağına ve unutturmayacağına söz veren Apollo, defne ağacını kutsal kabul eder ve yapraklarından kendisine bir taç yapar. Burada bir sembol diğerini doğurur ve Apollo’nun başından hiç çıkarmadığı defne yapraklı taç, Yunan mitolojisinde “zafer” anlamına gelir. Ayrıca Delphi Pythian oyunlarının galiplerini taçlandırmak için de kullanılır.

Tabii bu efsanevi anlatım, yalnızca tarihin tozlu sayfalarında kalan bir kültürel değer olmanın ötesine geçer. Barok sanatçısı Giovanni Lorenzo Bernini, Daphne ile Apollo’nun hikâyesini bir heykele dönüştürür. Böylelikle bir sembolden diğeri, sembollerin bütününden ise bir sanat eseri doğar.

 
 

 

 

Fotoğraf: Giovanni Lorenzo Bernini, 1622–1625, Apollo ve Daphne, Galleria Borghese, Roma.

Bernini, hikâyenin en can alıcı anını mermer heykelinde resmeder. Heykelin her bir noktasına titizlikle eğilerek gerçeğe yakın bir görünüm elde etmeyi amaçlar; bilhassa bedenin detaylarını, ağacın yapraklarını ve figürlerin yüzlerindeki duygu yoğunluğunu idealist bir biçimde ele alır. Aslında heykel, yalnızca Daphne ve Apollo’nun finalinin bir canlandırmasıdır. Heykelin bütün görünümü, Daphne’nin fizikselliğini Apollo’nun kollarında nasıl feda ettiğini temsil eder. Ön açıdan bakıldığında ise figürlerin konumlandırılmasının, hissettikleri duyguları yansıttığı görülür. Amaç; mitolojik anlatımdaki bu duygu durumunun izleyici tarafından doğrudan algılanabilmesidir. Daphne’nin yüzündeki ifade trajediyi, Apollo’nun yüzündeki anlık ifade ise dönüşüm anında hâlâ umuda tutunan bir sevdanın dramını gösterir. Apollo, bu noktada duruşuyla karşılıksız sevmenin doğasını anlatır. Genel portrede Daphne’nin dönüşümü keskin hatlarla verilir. Duygusal açıdan yapılacak bir okuma ise, herhangi bir olguyu zarar verecek kadar arzulamanın bedelini temsil eder.

 

Tüm bu veriler ışığında ifade edilebilir ki; kültür, keskin dinamiklerin bir bileşenidir. Karşıt cinsiyetlerin doğasını, diyalogların türlerini, şartlara bağlı eylemlerin bedellerini ve ödüllerini, hatta ölümleri ve doğumları tanımlamak için sonsuz bir esneklik barındırır. Her sembol bir anlamın kabuğudur. Doğru çözümleme nitelikli bilginin; nitelikli bilgi ise kaliteli bir sanat eserinin oluşmasını sağlar. Zira mitoloji, soyut formda var olan duygu yüklü bir evrenin açıkça yansıtıldığı derin ilişkiler yumağıdır. Bağların ve akrabalıkların tüm türevlerini son derece ayrıntılı ve keskin bir biçimde sunar. Bahsi geçen dönem yüzyıllar öncesine dayanıyor olsa da, içerdiği veriler insani erdemlerin çöküşü, kaosun yükselişi, intikamın sanrıları, cesaretle kazanılmış zaferler ve istikrarla elde edilmiş aşkların örüntülerini sunmaya devam eder. Bu agresif duygusal açmazları doğru tanımlamak, sanatın ortaya çıkmasını kolaylaştırır ve yaratıcı zekâyı tetikleyen bir alan oluşturur.

 
 

 

 

Fotoğraf: Medium, 140journos, Harbiye Şelaleleri.

Efsanenin coğrafi açıdan iz düşümlerine odaklanacak olursak, Daphne ile Apollo arasındaki bu kovalamacanın Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Harbiye beldesinde geçtiği rivayet edilir. Bölgede bulunan Harbiye şelalelerinin, Daphne’nin dönüşümü esnasında gözlerinden süzülen yaşlar olduğu iddia edilir.

 
 

 

 

Fotoğraf: Veli Yalçın, 2019, Hatay Arkeoloji Müzesi

 

 
 

 

 

Fotoğraf: Hatay Valiliği, 2025, Hatay Arkeoloji Müzesi.

Harbiye’nin diğer adı Defne’dir. Bilhassa Antakya ve Defne’de bulunan antik yapılarda bu mitolojik anlatımı betimleyen çok sayıda mozaik bulunmuştur. Antakya Arkeoloji Müzesi’nde (dünyanın en büyük mozaik müzelerinden biridir), Apollo’nun Daphne’yi yakalamak üzereyken onun defne ağacına dönüşmesini resmeden çok sayıda figür yer almaktadır. Ayrıca bölgede defne ağaçlarının yoğunluğu dikkat çekmekte ve defne yapraklarından yapılan “defne sabunu” yaygın olarak kullanılmaktadır.

Sonuç kısmına yineleme şeklinde ekleme yapacak olursam; kültür, esnek bir birikimdir. Coğrafya, halk hikâyeleri, efsaneler, nüfusun yaşamı ve günlük rutinleri dahil olmak üzere birçok dinamik unsura hayat verir. Formüle yeniden bakarsak: Her sembol bir anlamın kabuğudur; doğru çözümleme nitelikli bilginin, nitelikli bilgi kaliteli bir sanat eserinin, kaliteli sanat eseri ise yeni kültürel değerlerin oluşmasını sağlar. Okuduklarımız hayatın özeti; hayatın özeti ise kültürün kendisidir.