Reptilian Anlatısı: Gücün Mitolojisi
HAZIRLAYAN: BUSE GÜLİN
Dünyayı gizli bir sürüngen ırkının yönettiği fikri, ilk bakışta bilim kurgu gibi durur fakat mesele bilim kurgu değildir; mesele inançtır. Daha doğrusu, güce dair kolektif bir hayal gücüdür.
Reptilian teorisi, özellikle 1990’larda David Icke tarafından popülerleştirildi. Bu anlatı bazı küresel elitlerin insan formunda görünen fakat aslında sürüngen kökenli varlıklar olduklarını temel alıyordu. Bu varlıkların amacının ise, insanlığı kontrol etmek ve dünya siyasetini perde arkasından yönetmek olduğu ifade ediliyordu. Tabii, bunun tüm açılımlarıyla bir üst cümledeki doğaüstü çıktıyı temel alan bir iddia olduğunu göz ardı etmeden, bu iddianın da bilimsel herhangi bir kanıtı olmadığını belirtmek istiyorum.
Şahsi olarak, bu teoriyi fiziksel gerçeklik olarak değil, sembolik bir anlatı olarak okumayı seçiyorum çünkü sürüngen metaforu aslında yeni bir öğe değil. İnsanlığın tarih boyunca evrimleşen kültüründe, yılan ve sürüngen figürü güç, tehlike, bilgelik ya da kötülük sembolü olarak kullanılmıştır. Bu noktada, her ikisininde( Yılan / sürüngen) Mezopotamya mitlerinden Tevrat anlatılarına, Orta Çağ demonolojisinden ( kelimenin orijinal hali demon( cin/şeytan) + Logy( bilim/ inceleme)'dir. Aslında yunanca bir kelime grubudur. Latin alfabesiyle yazımı daha komplekstir fakat Türkçeleştirilmiş versiyonu budur.) modern fantastik edebiyata kadar uzanan bir arketip olduğunu yinelemek istiyorum. Bahsi geçen bunca anlatının her birinde, yılan bazen bilgidir, bazen baştan çıkarıcıdır, bazen ceza, bazen lanet, bazen kaostur.
Reptilian teorisi de, aslında modern bir mit üretimidir. Küreselleşme, ekonomik krizler, politik güvensizlik ve şeffaf olmayan iktidar yapıları, sıklıkla görünmeyen bir fail ihtiyacını doğurur. İnsan zihni, karmaşık sistemleri açıklamakta zorlandığında, onları kişileştirir ve soyut gücü somut bir figüre dönüştürür. O figür bazen “insan olmayan bir şeye" evrilebilir. Bu psikolojik bir mekanizmadır. Güçlü çalışan ve hızlı sonuç yaratan bir mekanizma.
Komplo teorileri üzerine yapılan araştırmalar, belirsizlik ve kontrol kaybı hissinin arttığı dönemlerde bu tür anlatıların güçlendiğini göstermektedir çünkü insan, kaotik bir dünyada anlam arar. Çoğu zaman rastlantıyı kabul etmek zordur; görünmez bir plan algısı daha rahatlatıcı gelir. Nedeni doğru çerçeveden okuyabildiğinizde, aslında bu güdü fazlasıyla berraklaşır. Dünyanın kötü bir düzlemde ilerliyor oluşunun bilinçli bir faile dayandırılması, tesadüften daha “anlaşılırdır." İşte tam olarak Reptilian teorisi burada devreye girer: Yöneten temel güç insan değilse, insan masum kalır. Sistem okunabilir değilse, kötü niyetli olarak tanımlanır. Bu gibi alt mesajlar dahilinde, yapısal sorunlar mitolojik bir düşmana indirgenir. Daha doğrusu belirlenmiş bir yaşam formunun içerisine "sıkıştırılır."
Bilimsel açıdan bakıldığında, insan formunda dolaşan sürüngen varlıklara dair hiçbir biyolojik, genetik ya da arkeolojik kanıt yoktur. Evrimsel biyoloji, insan türünün Homo Sapiens çizgisinde geliştiğini açıkça ortaya koyar. Genetik veriler bu konuda nettir ancak mitler, kanıtla değil ihtiyaçla yaşar. Bu noktada beni asıl ilgilendiren soruysa şu oluyor:
Neden büyük bir çoğunluk bu anlatıya inanma ihtiyacı duyuyor? Hangi sebebe dayanarak bu doğaüstü inanca katı katıya bir bağlılık sergileniyor?
-Bu sorular bazında derine indikçe, cevapların kolektif arka plana sahip, yürek burkan ve yorgun bir taraftan geldiğine tanık oluyorsunuz. -
Çünkü güce güven azalıyor.
Çünkü politik ve ekonomik sistemler şeffaf değil.
Çünkü eşitsizlik büyüyor.
Çünkü insanlar kendi yaşamları, kendi karar mekanizmalarının dışında şekilleniyor gibi hissediyor. Böyle zamanlarda “görünmez bir kural koyucu” metaforu, "görünmez bir sürüngene" dönüşebiliyor.
Benim için Reptilian teorisi, modern çağın ejderha hikâyesidir. Hepimizin bildiği üzere ejderha gerçek değildir ama korkusu, korkusunun sağladığı kontrol kaybı ve gücünün beliren asimetrisi fazlasıyla gerçektir. Bu yüzden mitin kendisinin değil, onu doğuran dinamiğin önemli olduğu görüşündeyim. Dolayısıyla, mesele, sürüngenlerin varlığı değil; gücün algılanış biçimidir. İnsan, anlamlandıramadığı iktidarı şeytanlaştırır. Tarih boyunca cadılar, iblisler, gizli tarikatlar bu rolü üstlendiler. Bugün ise bazı anlatılarda sürüngen elitler...
Günümüzde "Melez- Sürüngen sınıf" kavramı toplumun belleğine fazlasıyla yerleşmiş bir komplo teorisi olarak bizi selamlıyor. Bilhassa, bu teori Epstein vakasının ifşası ve dosyayla bağlantılı olarak ileri sürülen potansiyel gizli tarikatlanmaların varlığı ile daha da belirgin hale geldi. Epstein vakasının medyaya sızan içerikleri dahi, toplumların yönetemedikleri ve cevap alamadıkları konulara nasıl "üretici veya türetici" yaklaşımlar sergilediğinin kanıtıdır. Dosyaya ait açıklanmayan her detay, toplumların Mit'leri yeniden gündeme getirmelerine ve bunlara karşı daha güçlü inanışlar geliştirmelerine sebebiyet verdi. Bunca verinin ışığında, bu konu hakkında kaleme alabileceğim, en radikal, sonuç paragrafım şu olacaktır:
Reptilian teorisi, sürüngenlerden çok insan psikolojisini anlatır ve belki asıl tehlike, sürüngenlerin varlığı değil; eleştirel düşüncenin zayıflamasıdır çünkü güç sorgulanmalıdır ama sorgulama, mit üretmekle değil; kanıt aramakla başlar fakat doğal olarak sorgulanamayan bir otorite, kanıt olgusunu devre dışı bırakır. İşte tam da bu noktada insan, kendi zeminini anlamlandırabilmek için hayal gücüne sığınır. Açıklanamayan her şey kurgulanmaya müsaittir. Reptilian anlatısı, sorgulanamayan resmî ve ulusal yapılanmaların bireyin zihnine dadanan en ilkel formudur.