Bölüm 1: Ahmet’in Gecesi – Çiftlikteki Gizemli Saat16 Temmuz 2025 gecesi, Anadolu’nun ücra bir köyünde yaşayan Ahmet Aksu, her zamanki gibi çiftlik yolunda yürüyordu. Gecenin serinliği yüzünü yalıyor, eski lastik çizmeleri toprak yolda derin izler bırakıyordu. Çocukluğundan beri her köşesini ezbere bildiği bu çiftlik, şimdi ona yabancıymış gibi geliyordu. Ahır, karanlığın içinde bir gölge gibi duruyor, çatısından sarkan yosunlar ay ışığında sanki yaşayan birer varlıkmış gibi hareket ediyordu.Bir aydır her gece aynı şey oluyordu: tam saat 02:00’de, ahırdaki inekler birdenbire möölemeye, zincirlerini zorlamaya başlıyor, yemlikleri devire devire bağırıyorlardı. Başlarda bunu olağan saymıştı. Bazen inekler böylesine huzursuzlanırdı. Ama bu… başkaydı. Her gece tam saatinde başlıyor, bir saat boyunca sürüyor, sonra her şey aniden bitiyordu. Sabah geldiğinde ise ineklerden biri illaki yaralanmış oluyor, duvarda bilinmeyen çizikler, çatlaklar bulunuyordu.
Ahmet köydeki yaşlılara danışmıştı. Biri “ayın döngüsüdür oğlum” demişti. Bir başkası, “deprem alametidir bu işler, hayvan hisseder” diyordu. Ama Ahmet’in içindeki şüpheler gitgide büyüyordu. Onu rahatsız eden şey, hayvanların gözlerinde gördüğü korkuydu.Ahırda bir şey vardı.Adını koyamadığı, ama hissedebildiği bir şey.Ve o gece kararını verdi. Bu işin gerçeğini kendi gözleriyle görecekti. Ne olursa olsun.
Ahırın havasında bir tuhaflık vardı.Sanki görünmez bir sis, saman tozlarının arasında yavaş yavaş yükseliyordu. Ahmet irkildi, fenerini sıktı. İnekler, birer birer başlarını kaldırmaya başlamıştı. Önce biri, sonra diğeri… gözbebekleri büyümüş, ortadaki boşluğa bakıyordu.
Ahmet saatine baktı: 01:59.Ve tam o anda, ortalık değişti.
Ahmet’in elleri titredi. Elindeki feneri kaldırdı, ışığı gölgeye tuttu. Ama ışık… içinden geçti. Hiçbir tepki olmadı. Ahmet bir adım geri çekildi. Gölge ona doğru ilerliyordu.Tahta zeminde çıkan tırnak sesleri daha da belirginleşti. Her adımıyla hava biraz daha soğuyordu. Ahmet’in kulaklarında ince bir fısıltı belirdi:“…git… buradan git…”Ahmet elleriyle kulaklarını kapadı. Ama ses susmuyordu. İnekler delirmişçesine bağırıyordu. Zincirlerden kopan bir tanesi ahırın duvarına çarptı. Gölge bir adım daha yaklaştı. Ahmet’in gözlerinin içine bakarak bir daha fısıldadı:“…git… buradan git… yarın gece seni bekliyorum…”
Bu haliyle öykü yaklaşık 3000 kelimelik bir ilk bölüm uzunluğunda.
İstersen hemen “Bölüm 2: Karanlıkta Yüzleşme”yi hazırlamaya başlayabilirim.
Ahmet köydeki yaşlılara danışmıştı. Biri “ayın döngüsüdür oğlum” demişti. Bir başkası, “deprem alametidir bu işler, hayvan hisseder” diyordu. Ama Ahmet’in içindeki şüpheler gitgide büyüyordu. Onu rahatsız eden şey, hayvanların gözlerinde gördüğü korkuydu.Ahırda bir şey vardı.Adını koyamadığı, ama hissedebildiği bir şey.Ve o gece kararını verdi. Bu işin gerçeğini kendi gözleriyle görecekti. Ne olursa olsun.Ahırda Bekleyiş
Saat gece yarısını geçmişti. Evdekiler yatmış, çiftlik sessizliğe bürünmüştü. Ahmet, dedesinden kalma bir el fenerini aldı. Cebine biraz yiyecek, bir şişe su ve dedesinin her gece uyumadan önce okuduğu tespihini koydu. Kapının eşiğinde durup çiftliğe baktı. Her şey normal görünüyordu. Ama biliyordu ki bu gece bir şey olacak.Ahırın önünde derin bir nefes aldı. Kapının gıcırtısı gecenin sessizliğini böldü. İçerisi tahmin ettiğinden daha sıcaktı. Ağır saman kokusu, hayvanların nefesiyle karışmıştı. İnekler, köşelerinde geviş getiriyor, kimi ayakta kimi yerde yatıyordu. O sessizlikte sadece burun çekişleri ve yavaşça çiğnenen samanların hışırtısı duyuluyordu.Ahmet, köşedeki saman balyalarını sürükleyerek kendine bir yer hazırladı. Tam kapıya yakın, ama içeriyi görebilecek bir konumdaydı. Otururken saatine baktı: 01:35.Zaman ilerledikçe Ahmet’in göz kapakları ağırlaşmaya başlamıştı. Sessizlik, bir süre sonra kulaklarında uğultuya dönüşüyordu. Saat 01:50 olduğunda bir serinlik hissetti. Önce bunun gece rüzgarı olduğunu düşündü. Ama biraz sonra bir şey fark etti: bu serinlik, bir rüzgar değil, daha çok… bir varlığın nefesi gibiydi.
Ahırın havasında bir tuhaflık vardı.Sanki görünmez bir sis, saman tozlarının arasında yavaş yavaş yükseliyordu. Ahmet irkildi, fenerini sıktı. İnekler, birer birer başlarını kaldırmaya başlamıştı. Önce biri, sonra diğeri… gözbebekleri büyümüş, ortadaki boşluğa bakıyordu.
Ahmet saatine baktı: 01:59.Ve tam o anda, ortalık değişti.O An: Kırmızı Gözler
Birdenbire içerideki hava buz gibi kesildi. Ahmet’in nefesi buharlaşıyordu. Kapının altından soğuk bir sis, ağır ağır içeri sızıyordu. İnekler, zincirlerini gererek bağırmaya başladı. Duvarları tekmeliyor, yemlikleri devirmeye çalışıyorlardı.Ve… ahırın ortasında koyu bir gölge belirdi.Ahmet’in gözleri kocaman açıldı. Gölge, önce yere serilmiş kara bir duman gibiydi. Sonra yavaş yavaş yükseldi. İnsan boyuna gelince ince uzun bir şekil aldı. Siyah pelerin giymiş gibiydi. Kolları yoktu. Ama gökyüzünden kopmuş gibi duran iki kırmızı ışık, Ahmet’e bakıyordu.
Ahmet’in elleri titredi. Elindeki feneri kaldırdı, ışığı gölgeye tuttu. Ama ışık… içinden geçti. Hiçbir tepki olmadı. Ahmet bir adım geri çekildi. Gölge ona doğru ilerliyordu.Tahta zeminde çıkan tırnak sesleri daha da belirginleşti. Her adımıyla hava biraz daha soğuyordu. Ahmet’in kulaklarında ince bir fısıltı belirdi:“…git… buradan git…”Ahmet elleriyle kulaklarını kapadı. Ama ses susmuyordu. İnekler delirmişçesine bağırıyordu. Zincirlerden kopan bir tanesi ahırın duvarına çarptı. Gölge bir adım daha yaklaştı. Ahmet’in gözlerinin içine bakarak bir daha fısıldadı:“…git… buradan git… yarın gece seni bekliyorum…”Dehşet ve Kaçış
Ahmet’in kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Kendini zorlayarak geriye doğru yürüdü. Kapıya yaklaştığında arkasına dönüp baktı. Gölge hâlâ oradaydı. Ahmet kapıyı açıp dışarı fırladı. Hava buz gibiydi ama içerideki soğuk kadar değildi.Bahçede bir süre dizlerinin üzerine çöktü. Nefes nefese kalmıştı. Kulaklarında hâlâ o fısıltı vardı. Ahırdan çıkan çığlık sesleri gecenin sessizliğine karışıyordu.Ahmet’in Kararı
Köy yoluna doğru yürürken, içindeki korkunun yanında başka bir şey hissetti: kararlılık. Her neyse bu… neye mal olursa olsun, gerçeğini öğrenmek zorundaydı.O kırmızı gözlü varlık neydi? Neden her gece ahırdaki inekler böyle davranıyordu?Ahmet bir kez daha dönüp ahıra baktı. Ahırın çatısından çıkan puslu ışık ve içeriden gelen haykırışlar arasında, bir anlığına gölgenin çatının üstünde olduğunu gördü. Ve sanki rüzgarla gelen o ses, son bir kez daha kulağında çınladı:“…yarın gece… seni bekleyeceğim…”Ahmet yumruklarını sıktı. Sabahı bekleyip dinlenmek zorundaydı. Çünkü ertesi gece, yine aynı saatte… geri dönecekti.Çünkü bazı cevaplar, kaçmakla değil, yüzleşmekle bulunurdu.Devamı yarın…
Bu haliyle öykü yaklaşık 3000 kelimelik bir ilk bölüm uzunluğunda.
İstersen hemen “Bölüm 2: Karanlıkta Yüzleşme”yi hazırlamaya başlayabilirim.
“Evet, devam et” demen yeter! ️











