Kocaelispor maçında ezber bozan bir karar verdi Okan Buruk:
Sakatlıktan yeni çıkmış, kafası-karşı tarafı hâlâ didik didik edilen Mauro Icardi’yi sahaya sürdü.
O gün sosyal medyayı açan herkes aynı cümleleri gördü:
“Bu maçta niye Icardi oynuyor?”
“Adam hazır değil, niye riske ediyorsun?”
“Takım 10 kişi, bu yüklenilir mi?”
Aynı güruh, bu kez Gençlerbirliği maçında Icardi yedek kalınca bu sefer de:
“Nasıl Icardi’yle başlamazsın?”
“En büyük yıldızın kenarda olur mu?”
“Gol lazım, Icardi kulübede!”
Yani kısaca:
Oynasa suç, oynamasa suç.
“İcardi’yle başlasa böyle olmazdı” diyenlere…
Bugün skor tabelesinde şunu gördük:
Maça Icardi’siz başladı Galatasaray.
Oyun tıkandı, skor geriye düştü.
Okan Buruk hamlesini yaptı, Icardi oyuna girdi.
Sahne: “Aşkın Olayım”.
Icardi, “giden maçı kurtaran adam” rolünü yeniden giydi.
Şimdi bir de tersini düşünelim.
Diyelim ki Okan Buruk bugün de Icardi’yle başladı:
Takım yine gol yiyor.
Oyun yine sıkışıyor.
Bu kez ne diyecek aynı kalabalık?
“Bak işte, hazır olmayan adamla başladın!”
“Icardi sahada yürüyordu, psikolojik olarak dağınık!”
“Hemen çıkar hocam, yap şu değişikliği!”
Yani bugün kahraman ilan ettiğiniz adam,
maça ilk 11’de başlasaydı,
gol yenilen ilk pozisyonda aynen şöyle yazılacaktı:
“İcardi yüzünden denge bozuldu.”
Bu işin adı teknik analiz falan değil,
bu bildiğiniz skora göre fikir değiştirmek.
Okan Buruk’un yaptığı aslında tam da “doğrusu”
Bugün Okan Buruk’un tercihi,
saha içi kadar psikolojiyi de yöneten bir hamleydi.
Kocaeli maçından sonra oyunun, hakemin, kaosun, sakatlığın, eleştirinin ortasında kalmış bir Icardi var.
Üstüne üstlük “100 maç” baskısı, plaketler, şarkılar, yıldız muamelesi…
Bir de sonuçlara göre parmak sallayanlar var.
Böyle bir ortamda Okan Buruk şunu yaptı:
“Maça onunla değil, ondan sonra onun üstüne kurulan hikâyeyle başlayacağım.”
Çünkü bazen teknik direktör, sadece taktik çizmez.
Oyuncusunun hikâyesini de yönetir.
Maça yedek başlatırsın,
Takım zorlansın diye değil,
Doğru an gelsin diye beklersin.
O an gelir, sahneye onu atarsın.
Sonra ne olur?
İcardi sahaya girer, maçı çevirir ve bir anda tekrar “Aşkın Olayım” moduna dönüşür.
Bu, saha içi kadar,
oyuncu psikolojisini resetleme hamlesidir.
“Kurtarıcı” Icardi ile “günah keçisi” Icardi farkı
Futbolda bir çizgi var:
O çizginin bir tarafında “maçı kurtaran yıldız”,
Diğer tarafında “takımı yakan yıldız” yazıyor.
İcardi’nin bugün hangi tarafta duracağı,
Okan Buruk’un onu ne zaman kullandığıyla doğrudan alakalıydı.
Baştan oynasa, gol yenilse:
“İcardi hazır değil, niye başlattın?”Sonradan girdi, maçı çevirdi:
“İşte kral geri döndü!”
Bu ikisinin arasındaki fark,
çoğu insanın sandığı gibi “form” değil,
zamanlama.
Okan Buruk işte o zamanlamayı yaptı.
Bu kadar basit, bu kadar net.
Eleştirmek kolay… Peki ya tutarlılık?
Bugün timeline’da şunu gördük:
Aynı hesap, geçen hafta:
“Bu maçta Icardi oynatılır mı?”
Bu hafta:
“Böyle maça Icardi’siz başlanır mı?”
Bu cümleler yan yana geldiğinde,
ortaya çıkan şey futbol aklı değil.
Bu, “skora göre karakter değiştiren” bir refleks.
Teknik direktörlük koltuğu,
kahvede kurulan “11’de kimi yazalım?” sohbeti değil.
Bugün Okan Buruk,
belki en zor yapılan şeyi yaptı:
Popülist olanı değil, doğru olanı seçti.
Son söz: Aşkın olayım, ama aklın da olsun
Mauro Icardi, bu kulübün son yıllardaki en büyük yıldızı.
Bunu anlamak için 100 maç saymaya bile gerek yok.
Attığı goller, kurtardığı maçlar ortada.
Ama şu da bir gerçek:
En büyük yıldızlar bile, doğru kullanılırsa parlıyor.
Herkesin “Niye oynamıyor?” dediği anda,
Doğru hamleyle oyuna girip maçı çevirirsen,
yeniden “aşkın olayım” diye bağırılır.
Bugün olan tam olarak buydu.
O yüzden:
Dün “Niye oynuyor?”
Bugün “Niye oynamıyor?”
diye sallayan herkes,
bir an durup şunu sormalı:
“Belki de problem Okan Buruk’un tercihlerinde değil,
bizim her hafta değişen hafızamızdadır.”
İcardi tekrar maçı kurtaran adam olduysa,
bu sadece Icardi’nin kalitesi değil,
aynı zamanda hocasının onun hikâyesini doğru zamanda sahaya sürme cesaretidir.
Kısacası:
Okan Buruk bugün teknik direktör değil,
hem psikolog hem senarist gibi davrandı.
Son sahnede de Icardi’ye “kurtarıcı” rolünü yazdı.
Şimdi tribünler yine aynı şarkıyı söylüyor:
Aşkın olayım…
İyi de, madem bu kadar seviyorsunuz,
biraz da akıl eşlik etsin bu aşkınıza.






















