Epey oldu bu sayfalarda görünmeyişim. Bazen insan, onu derinden etkileyen, hiç beklemediği durumları yaşıyor, bunları kabul etmesi oldukça zaman alıyor. Benim için de böyle oldu ey okuyucu! Derin bir kederi yaşıyorum; içimde tarifi zor bir boşluk var. Ölene kadar da o boşluğun doldurulamayacağını biliyorum.
Sözü uzatmadan yazayım: 23 Mart’ta beyin kanseri teşhisi konulan kardeşim 68 gün yaşamak için direndi ve dün onu kaybettik. Sözcüklerin yetersiz kaldığı durumlar bunlar. Belki insan bu ve benzeri duygu durumlarını dile getirmek, aktarmak için sanatı icat etti. Sözcüklere dökülemeyen duygular müzik, tiyatro, sinema, roman, öykü, şiir, heykel, resim vb. formda ortaya çıktı. İnsanın yaratıcı gücü de burada. Binlerce yıllık kültürümüzde yaşanan kayıpların ardından söylenen ağıtlar niye var?
Bu satırları neden o kadar uzak kaldığımı belirtmek ve okuyucuya duyduğum saygı gereği yazdım. Çünkü hepimiz farklı insanlık hallerinden geçiyoruz, bunlarla baş etmeye, yaşamaya çalışıyoruz
xxx xxx xxx xxx xxx
Küçük ince şeyler hep ilgimi çekmiştir. Çünkü onlar bazen hayatımızı derinden etkileyebilmektedir. Bugünlerde kafama taktığım küçük ince bir şey var: sizinle de paylaşmak istedim. 65 yaşın üstünde biri olduğumdan öyle evimi kafama göre satamıyorum. Benden sağlık raporu isteniyor. Ev satışı ile ilgili sağlık raporu da ne alaka diyebilirsiniz. Ama yasa böyle. Geminiye de sordum:
“65 yaşındaki birinin evini satması için ne gerekiyor?
65 yaşındaki bir kişinin evini satması için temel tapu evraklarına ek olarak akli melekelerinin yerinde olduğunu kanıtlayan sağlık raporu gerekebilir. Bu şart her durumda zorunlu olmamakla birlikte, tapu görevlisinin kişinin durumundan şüphelenmesi veya yaşlılık/unutkanlık gibi belirtiler gözlemlemesi halinde yasal ehliyeti güvenceye almak adına istenmektedir.”
Yani diyelim ben evimi satmak istesem akli melekelerimin yerinde olduğunu kanıtlamam gerekiyor. Peki, tek imza ile hayatımızı etkileyecek kararlar alan, her hangi seçilmiş ya da atanmış bir kişiden böyle bir belge isteniyor mu? Hayır. Bu bana garip bir çelişki geldi. Ahmet Kaya’nın o şarkısını söylemek geldi içimden “Bu ne yaman çelişki anne”.
Önemli karar mekanizmalarındaki sivil ve askeri bürokratlar da (genelkurmay başkanı hariç) 65 yaşında emekli ediliyor. Ancak siyasi partiler de de durum öyle değil. Bence bunun sadece mülk satışını içeren bir durumda değil her aşamada, her önemli kararda karar vericinin yaşının 65 yaşın üstünde olması durumunda alınması gerekir. Küçük bir şey bu ayrıntı ama hayatımızı derinden etkileyen sonuçları var.
xxx xxx xxx xxx xxx
Geçen gün Mecidiyeköy’den Hacıosman’a gidecektim. Metroya bindim. Ne ışıklı pano nereye gittiğimiz gösteriyordu ne de sesli olarak hangi durağa geldiğimiz belirtiliyordu. Belli ki bir arıza vardı. Kimse farkında değildi, dikkat de etmiyordu. Sadece otuzlu yaşlarda bir kadın “İTÜ durağına geldik mi”dedi? Ben önce “bilmiyorum” dedim; sona “daha ikinci durağı geçtik”, dedim. Panoya baktım öbür durakta inmesi gerekiyordu, ona söyledim, teşekkür etti. Allahtan durunca İTÜ yazısı belirdi, o da indi. Keşke durakların farklı yerlerinde böyle aksaklıklar olabileceği dikkate alınarak büyük harflerle hangi durak olduğu yazsa.

xxx xxx xxx xxx xxx
Bir başka küçük şey daha. Tekil bir olay olsa da yerel yönetimlerin nasıl işlediğini de gösteriyor. Küçük kızım temmuz ayının başlarında evlenecek Mart ayında evlenme konusunda işlemlerin açılmasından üç gün sonra Sarıyer Belediyesi’ne başvurdu. “Tüm saatler dolu” yanıtını aldı. “Üç günde nasıl dolar” diye haklı olarak tepki gösterdi. Belli ki önceden kontenjanlar ayrılmış. Bunun üzerine o da Kağıthane Belediyesi’ne başvurdu, orada hem iyi karşılanmış hem de “tamam” demişler. Halktan uzaklaşma böyle sıradan olaylarla olur.
Yaz aylarında düğünler artıyorsa yerel yönetimler buna çare bulmak zorunda. Vatandaşı küstürmemeli. Çare bulmalı, çözüm bulmalı. Çalışan sayısı az ise buna göre kriz yönetim planı yapmalı. Ama bu zihniyette belediyecilik yok. Maalesef her yerdeki körleşme, kibir muhalefetin etkili olduğu belediyelerde de ortaya çıkıyor. Demirel’in dediği gibi “halk günlük düşünür.” Var olan sorun çözülüyor mu? ona bakar. Kızım ve damadım artık muhalefetin belediyelerine ve partisine pek sıcak bakmıyor. Çünkü insan acıyan ayağının acısını hissediyor. Sarıyer Belediyesi’nde karşılaştıkları muamelede pek hoş değilmiş. “Size telefonda söyledik ya, niye geldiniz, laf anlamazlar” biçiminde davranmış çalışanlar. Nedense her çalışan kendisini tek yetkili sanıyor uzun zamandır Türkiye’de. Rol model aldıkları biri var karşı olduklarını söyleseler de onun gibi davranıyorlar ama bunun farkında değiller. Sözde ona karşılar, özde onun gibiler. O, atanmış değil, seçilmiş ve meşruiyetini seçmenden aldığı oya dayandırıyor. Diğerlerinin böyle durumları da yok, anlaşılır gibi değil durum yani.
Kızım ve damadımın karşılaştığı bu durum uzun yıllar siyaset muhabirliği yapan ve CHP’de dost ve akrabaları olan biri olarak bu durum beni de üzdü.
Benzer bir başka olay benim de başıma geldi. Sözlerini benim yazdığım, Salih Dinçel’in bestelediği ve söylediği “Zamana Dokunan” albümünün tanıtımı konusunda Bakırköy ve Kadıköy Belediyeleri ile bağlantı kurdum. Üstelik yakınları olan ve etkili konumda olan öğrencilerim de devrede oldu. Ama bana yazılı prosedürler çerçevesinde öneride bulunuldu. Ömrünün yirmi beş yılı siyaset muhabirliğinde geçen Kılıçdaroğlu ve sonrasındaki ekibe kadarki genel başkanları tanıyan, yakından izleyen, süreçleri bilen birine böyle davranıldı. Üstelik SHP-DYP döneminde Devlet Bakanlığı’nın İnsan Hakları Bakanlığı’na dönüşme sürecinde (ki bu gerçekleşmedi) basın danışmanlığı yapmış birine “aspirin tedavisi” uygulandı. Süreçlerin nasıl işlediğini hiç bilmesem gam yemem! Sağolsunlar. Küçük ince şeyler bunlar. Biz zamana dokunmaya devam edeceğiz. Anlamalarını beklediklerimize rağmen.
Unutmayalım: Küçük ince şeyler, sizin insanlaşma sürecinde nerede olduğunuzu ortaya koyar. Barbarlığın en önemli özelliği ince, küçük şeyleri umursamamasıdır, küçük ince şeylerle sizi değersizleştirme kıskacına sokmasıdır. Farklı olduklarını söyleyenler öncelikle bunu küçük ince şeylerde başarmalıdır.






















