Geçenlerde matematikçi dostum Nebi hoca ile Bir Şair (Un Poeto) adlı filmi gitmiştik. Orda yoksul mahalleler, insanlar, özlemleri ve beklentileri dile getiriliyordu. Yetenekli genç bir şairin amacı sadece kendini ifade etmek daha iyi bir evde yaşamak ve daha iyi beslenmekti. Film üzerinden “Hayatı Yaşamak” nedir diye sorduk birbirimize?
Basit ama anlamlı bir soru. Evrende bir canlı olarak başka canlılar gibi öncelikle varoluşumuzu sürdürmek için çaba harcıyoruz. Bunun için beslenmemiz gerekiyor bedenimizin gündelik ihtiyaçlarını, enerjisini karşılamak için. Bunun için kadınların günde 2000, erkeklerin ise 2.500 kalori alması gerekiyor. 8 milyar insanın yaşadığı dünyada yaklaşık 730 milyondan fazla insan aç. Yani gündelik yaşamını sürdüremiyor. Üstelik sadece iki dolarla ihtiyaçlarını kısmen karşılayacak insanlar var ve bu gelirden mahrumlar. Türk-İş’in yaptığı araştırmaya göre dört kişilik ailenin açlık sınırı için-yani bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için asgari sınır- 28 bin 412 TL; yoksulluk sınırı içinse 92 bin 547 TL harcaması gerekiyor. Çalışanların yarısının asgari ücret (22.104,67) aldığı ülkemizde hayatı yaşamak ne kadar mümkün?
Aslında veriler dünyada ve Türkiye’de hayatı yaşamanın o kadar da kolay olmadığını bu durumun giderek kötüleştiğini gösteriyor. Hayatı yaşamak kendini gerçekleştirmekle mümkündür. Kendini gerçekleştirmek için yeteneklerinin, becerilerinin farkında olmak lazım. Bu potansiyelinin ne olduğunun bilincinde olmayı gerektirir. Temel ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksun olanların böyle bir durumun farkına varması olası değildir.
Hayatın eşit, adil olanaklar sunmadığı kapitalist toplumda hayatı yaşamak çalışmakla eş değer olarak görülmektedir. Ancak çalışarak karnını doyuramayanların bile olduğu, kimi zaman mitinglerde “açız, açız” seslerinin yükselmesi gelinen aşamayı göstermesi açısından önemlidir.
Hayatı yaşamak için çalışma saatleri dışında boş zamanların değerlendirilmesiyle mümkün olabilir. Kişi, tiyatro, sinema, sergi, konser gibi sanatsal etkinliklere gidebilmelidir. Yeni çıkan kitapların bir kısmından haberdar olmalı; ilgisini çeken roman, öykü, şiir, felsefe vb. alanlardakileri okumalıdır.

Belki sesi güzeldir ve şan dersi almalıdır. Ya da yazma yeteneği vardır ama farkında değildir. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi yaklaşımında ortaya koyduğu gibi kendini gerçekleştiren insanların yeryüzündeki oranı yüzde yedi civarındadır. Kabaca hesapla 560 milyon insan kendini gerçekleştirebilmektedir. Bu ne kadar eşitsiz bir durumda olduğumuzun kanıtıdır. Yetenekleri fark edilmeyen, hayatın akışı içinde sürüklenen milyonlarca insan yaşamaktadır.
Biraz kendimiz dışındaki öteki hayatlara baktığımızda çoğu insanın gündelik yaşamı sürdürmenin peşinde olduğunu fark ederiz. Hayatı yaşamak, gündelik yaşamın baskısını, sorunlarını aşabilmektir. Sadece nefes almak, yemek, içmek, doymak değildir hayatı yaşamak. Hayatı yaşamak kendi potansiyelinin farkına varmak, bunu gerçekleştirme olanaklarına sahip olmaktır. Bu bireysel değil, toplumsal koşullarla sağlanmalıdır. Marx, onun için “insanın insanlaşması sosyalizmle mümkün olacaktır” demiştir. Ona göre, sömürürüz, eşitlikçi bir dünyada herkes yeteneklerini ortaya koyacak ve sanatçı, vb. olabilecektir. Andy Wahol’un dediğinin tersine öyle “herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak” sözünün tersine bu hal süreklilik kazanacaktır. Warhol, geçici bir durumu öngörürken Marx, o halin nasıl süreklilik kazanacağını varsaymıştır.
Hayatı yaşamak, üzerinde durmamız gereken bir sorudur. Hayatı nasıl yaşıyoruz? Adorno’nun dediği gibi “yanlış bir hayat doğru yaşanır mı?” Hayatı yaşamak için ne yapmalıyız? Farkında olmak yeterli mi? Tek başına hayatı yaşamak mümkün mü? Daha iyi bir hayat için neler yapmalıyız? Sorular çok. Yanıtlarını birlikte bulacağız. Hayatımızı birlikte güzelleştireceğiz. Ama unutmayalım: Her şey önce sorgulamakla başlıyor!






















