KADİM BİR GELENEK
Milattan 5 bin yıl öncesine uzanan bağ bozumu geleneği, son yıllarda kuraklık ve ekolojik değişimlerden etkileniyor.
Bağ bozumu, kadim bir gelenektir Anadolu topraklarında. Milattan 5 bin yıl öncesine uzanır. Bereketli Hilal'de yani Mezopotamya topraklarında yaşayan halklar bu kadim geleneğin sürdürücüsü. Son yıllarda ekolojik sistemde yaşanan değişim ve kuraklık, bağları da etkiliyor. Eski rekoltelere ulaşmak şimdilik mümkün değil. Bu yılın verileri gelecek yıl açıklanacağından benim yazdıklarım sadece gözlem.
MİRAS KALAN BAĞ
On iki dönümlük alanda 12 çeşit üzüm yetiştiren eşi, 25 yıldır babasından miras kalan bağı işletiyor.
Eşimin babasından miras kalan bir bağı var. 25 yıldır o işletiyor. Babası da onun doğumundan hemen sonra almış bağı. On iki dönümlük bir alanda 12 çeşit üzüm yetiştiriyor. Çok azı sofralık, çoğu şıralık. Bölgedeki çoğu bağlarda olduğu gibi. İlk hasadı Ağustos ayında yaptı eşim ve onun gibi bağı olanlar. Sofralık üzümler çabuk olgunlaşıyor. Toplanmaması halinde hem arılar musallat oluyor hem de sıcaktan kuruyor üzüm asmanın dalında.
HER ŞEYİN BİR ZAMANI VAR
Üzümlerin zamanında hasat edilmesi hayati önem taşıyor. Aksi halde onca emek hüsrana dönüşüyor.
Her şeyin bir zamanı var; onu yakalamak gerekiyor yoksa insan her şeyde olduğu gibi bağda da hüsrana uğruyor. Ömrümüz, hüsran uğrağı değil mi? Onca emekle yetiştirilen üzümlerin zamanında hasat edilmesi gerekiyor. Ziyan olmamalı hayatlarımız gibi üzümler de. Eşim Diyarbakır'dan bu sefer bizler de yiyelim diye dört kasa üzüm getirdi. Zaten o sofralık üzümlerin bir kısmını Diyarbakır'da da dağıtıyor. Yiyen bir daha istiyor. Çünkü oldukça lezzetli üzümleri eşimin bağının.
EKİM AYINDA BAĞ BOZUMU
Güneydoğu'da bağ bozumu, diğer bölgelerin aksine Ekim ayında ilk yağıştan sonra gerçekleşiyor.
Diğer bölgelerin tersine Güneydoğu Anadolu'da bağ bozumu Ekim ayında bağı serinleten ilk yağış sonrası oluyor. Üzümler yağmurdan sonra kendine geliyor. Ama çok fazla beklememek gerekiyor o andan itibaren. Bu süreç her yıl ekimin ikinci haftasının sonuna doğru yaşanıyor. Doğanın kendine ait bir döngüsü var. Aynı travmatik olayları yaşayan, aynı sorunlarla baş eden insanlar gibi. Önemli olan hayatın ritmini yakalamak, o ritimle bütünleşebilmek. Yazması kadar kolay değil bu!
MODERN KADIN ÇİFTÇİ
Seminerlere ve konferanslara katılarak kendini geliştiren eş, bölgenin örnek kadın çiftçilerinden biri.
Eşim de bağcılık konusunda kendini yetiştirdi. Bu konuda seminerlere, konferanslara katıldı. Bölgenin örnek kadın çiftçilerinden biri. Atalarından gördüğü geleneği, modern bir anlayışla sürdürmeye çalışıyor bölgede.
DAYANIŞMA VE ÜRETİM KAYBI
Geçen yıla göre yüzde 50 düşüş yaşanan üretimde, 7 kazan pekmez elde edildi. Dayanışma ön planda.
Bölgede dayanışma ön planda. Yakınları, dostları onu yalnız bırakmadı, bağ bozumunda eşlik ettiler ona. Geçen yıla oranla üretimde yüzde 50 oranında düşüş var. Başka bağlarda durum hiç iyi değil. Eşimin bağında toplam 7 kazan pekmez çıktı. Her bir kazan yaklaşık 120 kilogram alıyor. Neredeyse bir ton ediyor.
DOĞANIN YASALARI
Meteorolojiyi dikkatle izleyen bağcılar, üzümlerin yağmur yememesi için tetikteler.
Asmanın dalından üzüm kesmek meşakkatli bir iş. Üstelik günün ilk ışıklarıyla başlıyorlar bağda üzümleri toplamaya, sonra kasalara yerleştirmeye. Üretim doğa koşullarına bağlı olduğundan hep tetikteler. Meteorolojiyi çok dikkatli izliyorlar. "Hava bugün, yarın nasıl olacak" diye. Üzümler yağmur yerse şıra olmaz, pekmez de. Onca emek boşa gider. Onlar, doğanın kendine has yasalarının olduğun farkındalar.
KURAKLIK VE DEVLET DESTEĞİ
Kuraklık ve sıcaklık artışı rekoltede düşüşe yol açıyor. Yeşil örtü ve sulama sistemi çözüm olabilir.
Bu yıl üzüm rekoltesindeki düşüşte kuraklık ve sıcaklık artışının etkisi var. Eğer bağların üzerine yeşil örtü kaplansaydı ve sulama yapılabilseydi ürün kayıpları yaşanmazdı. Ama yeni olanı kabul etmek pek de kolay değil. Bu konuda devlet de destek olmalı, üretimin artması için çiftçilere sahip çıkmalı.
PEKMEZ YAPIMI
Yıkanan ve ezilen üzümlerden çıkarılan şıra, kazanlarda kıvam alana kadar kaynatılıyor. İncir yaprağı berraklık sağlıyor.
Eşim bir haftadır bağda. Bağın işleri de öyle kolay değil. Kasalarla toplanan üzüm önce yıkanıyor; sonra bir teknede eziliyor ve şırası çıkarılıyor. Bu şıra daha sonra büyük bir kazanda kıvamlı hale gelinceye kadar kaynatılıyor. Eskiden bölgedeki bir toprak konulurdu pekmezin içindeki tüm yabancı maddelerin üste çıkıp atılması için. Ancak o maddenin zararlı olduğunu eşime söylediğimden beri o, bu uygulamadan vazgeçti. Onun yerine incir yaprağı koyuyor. O da aynı işlemi görüyor. Üstelik pekmez daha berrak bir hal alıyor. Tadı da eskisi gibi.
CEVİZLİ SUCUK VE PESTİL
Pekmezden cevizli sucuk ve pestil yapılıyor. Her kazandan 51 deste pestil çıkıyor.
Pekmezlerin bir kısmından cevizli sucuk yapacak eşim. O da oldukça zahmetli bir iş. Özellikle beyaz sucuk. Durmadan kazan içindeki pekmez karıştırılarak renginin beyaza dönüşmesi sağlanıyor. Biraz kol gücü gerekiyor onun için de.
Yaklaşık iki kazan pestil yaptı. Her kazandan 51 deste pestil çıkıyor. Destenin her biri tam kare olmasa da yarım metre genişliğinde yarım metre uzunluğunda. Bağda yere beyaz çarşafların üzerine serilen pestiller ayrı bir hava verdi. Verilen emeklerin gözle görünür hale gelmesi, harcanan emeğin, geçen zamanın ürüne dönüşmesinin sevinci bağ bozumunun yorgunluğunu bir nebze olsun unutturdu.
İKİNCİ AŞAMA: CEVİZ DİZİMİ
Kırılan cevizler ipe dizilip pekmez bulamacına batırılarak güneşte kurutulacak.
Şimdilik ilk aşama bitti. İkinci aşama cevizler alınacak, kırılacak, ipe dizilecek ve pekmezden yapılan bulamaca batırılıp cevizli sucuğa dönüştürülecek. Her ne kadar mevsim sonbahar da olsa yazdan kalma havanın etkisi, güneşin sıcaklığı iplere dizilen cevizli sucukları kendine getirecek. Yavaş yavaş kuruyacaklar. Cevizin ve bulamacın tadı, güneşin içlerine sindirdiği sıcaklık damakta hissedilecek.
HAYAT VE ÖZLEM
Cevizli sucuğun lezzetinde, üzümün geçirdiği dönüşüm ve verilen emek hatırlanacak.
Birkaç parça cevizli sucuk yenilirken o bağda nasıl bir üzüm tanesiydi, neye dönüştüğü hatırlanacak. Damakta yaşanan lezzet şöleni yenisi yapılana kadar özlenecek. Hayat belki de en çok özlemektir sabırla, sessizce sitemsiz, bir derviş gibi gelecek o anı. Her zaman öyle olmasak da… Doğa öyle yapıyor!






















