Başkanın düşüncesi belki iyi niyetli ama hedef seçtiği esnaf yanlış?
Geçenlerde Bahçelievler Belediye Başkanı bir pazar ziyaretinde pazarcıya, “20 liraya aldığın domatesi neden 50 liraya satıyorsun?” diye sormuş. Bu söz sosyal medyada çok konuşuldu. İlk bakışta kulağa haklı bir çıkış gibi geliyor, ama işin mutfağını bilenler için durum bambaşka. Çünkü o pazarcı sadece kasadan kasaya domates taşıyan biri değil; sabahın köründe halden mal çekip, yağmurda, çamurda, sıcakta tezgâh kuran, her hafta onlarca kez tahtasını indirip kaldıran, akşam olunca da artan ürünü, ezileni, çürüyeni fireye yazan kişi.
Domatesin tarladan hale, halden pazara gelene kadar yolculuğunda zaten fiyat katlanıyor. Üstüne pazarcının tezgâh kirası, nakliye masrafı, poşeti, çalışanı, elektrik-su gideri… Ve en acısı, domatesin %30 fire vermesi. Pazarcı 100 kilo domates alsa 30 kilosu çürük, ezik ya da satılamaz hale geliyor. Peki bu durumda 20 liraya aldığı domatesi 30–35 liraya mı satacak? Böyle yapsa iki haftada kepenk kapatır.
Ama işte bizim yöneticilerimiz, vatandaşa yakın görünmenin en kolay yolunu seçiyor: Pazarcıya çıkışmak! Oysa önce dönüp bakmaları gereken başka yerler var. Mesela, marketler, kafeler, restoranlar… Gelin, size bir liste vereyim:
Başkana denetim önerileri
Market, kafe, restoranlarda bire 10 ve daha fazla kazandıran ürünler
Çay: Bardak maliyeti 1 lira bile değil, satış 15–20 bazı yerlerde 100 lraya çıkıyor .
Tavuk Döner: 50 gram bile olmayan yarım ekmek tavuk döner 150 lira
Çorba 5 liraya malolan çorba 100 kira
Türk kahvesi, espresso: Maliyet 3–5 lira, satış 80–100 lira.
Limonata, soğuk çay: Maliyet 5 lira, satış 50 lira.
Cheesecake, tiramisu: Dilim maliyeti 15 lira, satış 250 lira.
Patates kızartması: Maliyet 10 lira, satış 80 lira.
Şişe su: Maliyet 1–2 lira, satış 15–20 lira.
Waffle: Maliyet 20 lira, satış 150 lira.
Gurme burger: Maliyet 60–70 lira, satış 250–300 lira.
Makarnalar: Maliyet 20–30 lira, satış 180–200 lira.
Şimdi samimiyetle soruyorum; başkan önce bu işletmeleri mi denetlemeli, yoksa yağmurda çamurda çürüyen domatesini kurtarmaya çalışan pazarcıyı mı?
Pazarcılık, Türkiye’de belki de en zor esnaflık dallarından biri. Sigortası çoğu zaman yok, tatili yok, garantisi yok. Sabah 4’te yola çıkıp gece yarısı evine dönüyor. Elindeki mal bozulmasın diye yağmurun altında naylon çekiyor, soğukta üşüyor, sıcakta kavruluyor. Ve bunları yaparken de 5–10 lira kâr için didiniyor.
Bu yüzden, belki iyi niyetle “Neden pahalı satıyorsun?” diye sormak kolay. Asıl mesele, üreticiden tüketiciye uzanan zincirdeki gerçek sorunları çözmek. Nakliye maliyetini, aracılık sistemini, fire oranını, hal yasasını konuşmadan bu işin çözülmesi imkânsız.
Son söz: Pazarcının tezgâhı sadece sebze-meyve değil; emeğin, alın terinin ve hayatta kalma mücadelesinin tezgâhıdır. Onu sorgulamak yerine anlamak gerekir.






















