Galatasaray, Manchester City deplasmanında 2-0 kaybetti. Skor tabelası böyle yazıyor.
Ama bu maçın hikâyesi tabeladan ibaret değil.
Galatasaray bu maça yenilmemek için çıksaydı, büyük ihtimalle yenilmezdi. Çünkü bu takımın Avrupa’daki genetiği tam olarak bunu söylüyor. Liverpool ve Atletico Madrid maçları hâlâ hafızalarda. Galatasaray, oyunu tutmayı bildiğinde, sabırlı olduğunda ve skoru bir mesele hâline getirdiğinde kolay teslim olmayan bir takım.
Ama bu kez öyle olmadı.
Çünkü Galatasaray bu maça, “kaybedersek her şey biter” psikolojisiyle çıkmadı. Zaten ilk 24’ü garantilemişti. Konsantrasyon yüzde yüz değildi. City deplasmanı gibi bir sahada, bu küçük fark büyük sonuç doğurur. Bu yüzden ortaya çıkan skor olağanüstü değil, normaldir.
Yine de Galatasaray’ın oyundaki cesareti, bu maçın en önemli kazanımıydı. City’nin agresif ön alan baskısına rağmen, geride top çevirmekte ısrar ettiler. Birçok takımın panikle uzun vuracağı anlarda, Galatasaray dar alanda pasla çıkmayı denedi. Bu, rakibe atılmış bilinçli bir meydan okumaydı. Ve karşılığında saygı gördü.
City öyle bastırdı ki, çoğu takım o an topu uzaklaştırırdı. Galatasaray yapmadı. Korkmadı. Risk aldı. Futbol aklıyla oynamayı seçti.
Bu noktada şunu da görmek lazım: City deplasmanına yüzde yüz konsantrasyonla çıkmayan bir Galatasaray’dan, maksimum verimi beklemek gerçekçi değil. Maçtan sonra yedek kulübesindeki bir Galatasaraylı oyuncunun Pep Guardiola ile sohbet edebilmesi bile aslında sahadaki ilişkinin bir özeti. Bu, rakibin Galatasaray’a duyduğu saygının göstergesi.
Çok konuşulan Abdülkerim Bardakcı pozisyonuna gelince… O açıdan, o hızda, o konumda dünyanın en iyi savunmacısı bile geri dönemez. Çünkü savunmacının kaleye arkası dönük, hücumcunun yüzü kaleye dönüktür. Hamle üstünlüğü nettir. Burada eleştiri yapılacaksa, pozisyon anına değil; hücum öncesinde bu tehdidi sezip savunma kurgusunu buna göre ayarlayamamaya yapılabilir.
Torriera’nın yokluğu ciddi bir eksikti. Osimhen’in şutu şanssızlıktı. Bir başka pozisyonda pas tercihini yapamaması ise tamamen futboldaki “kısmet” meselesiydi.
Ama maç önü ve maç sonrası görüntüler çok şey anlattı. Oyuncuların sarmaş dolaş olması, rakibin Galatasaray’a bakışını özetliyordu. Bernardo Silva’nın “İstanbul’da Galatasaray’a karşı oynamak zor, burada oynamak bizim için şans” sözleri boşuna söylenmedi.
Sonuç olarak bu maç, “Galatasaray kötüydü” maçı değil.
Bu maç, “Galatasaray bu seviyede artık saygı görüyor” maçıdır.
Türk futbolu Avrupa’da nadir gördüğümüz şekilde temsil ediliyor.
Ve bazen skordan çok, orada nasıl durduğun önemlidir.
Galatasaray, bu açıdan sınıfta kalmadı.






















