Futbol duyguların oyunuysa, gol sevinci de bu oyunun en samimi anıdır. Eski takımına, tuttuğun takıma , gideceğin takıma gol atınca “sevinmeyeyim” tavrı taraftarın gözünde kahramanlık değil, samimiyetsizliktir.
Kardeşim, gol attın mı sevineceksin.
Hangi formayı giyiyorsan, o forma için oynuyorsun.
“Eski takımım, gönül bağım, tuttuğum takım, gideceğim takım” diye bahaneler olmaz.
Kerem’in Benfica formasıyla Fenerbahçe’ye gol atıp sevinmemesi mesela…
Tamam, jest gibi görünebilir.
Ama Benfica taraftarı da “Bizim için attın, bari bizim için sevin” demez mi?
Tarih bu örneklerle dolu.
Ronaldo, Sporting’e gol atınca başını öne eğdi; taraftar “neden sevinmedi?” dedi.
Frank Lampard, Chelsea’ye gol attığında sevinmedi, Stamford Bridge alkışladı ama yeni kulübü City tribünleri buruk kaldı.
Balotelli ise “Ben böyleyim” dedi, sevinçten geri durmadı, olay oldu.
Bakın mesele çok basit:
Gol atıyorsan, o an “senin kulübün” hangi kulüpse, onun için sevinmek zorundasın.
Yoksa hiç gol atma kardeşim.
Bırakın bu ikili oyunları, taraftarın gözünde iyi görünme çabalarını.
Çünkü tribün samimiyeti sever.
Yarım sevinç, yarım mutluluk taraftarı tatmin etmez.
Ya tam sevin, ya hiç oynama!
Unutulmaz Gol Sevinci / Sevinmeme Anları
Ronaldo (Man. United–Sporting, 2007): Eski kulübüne gol attı, başını öne eğdi. Sporting tribünleri “bizim evladımız” dedi ama United tribünleri daha fazlasını bekledi.
Frank Lampard (Man. City–Chelsea, 2014): Chelsea’ye golünü attı, sevinmedi. Stamford Bridge alkışladı, City taraftarı buruk kaldı.
Mario Balotelli: Hangi takıma atarsa atsın, sevinirdi. “Neden sevinmeyeyim?” diye espri yapardı.
Kaka (Milan–Sao Paulo, 2010): Eski kulübüne attığında gözlerini göğe çevirdi, hafif bir tebessümle yetindi.
İcardi (PSG–Inter, 2019): Eski kulübüne golünde patlamadı, kısık sevinç yaptı. PSG tribünleri “bizim için oyna, bizim için sevin” dedi.






















