Eylül ayında İzmir Seferihisar’daydım; akademik ortamdan emekli olduğumda ya da aktif çalışmayı kendi isteğimle sonlandırdığımda yaşamayı düşündüğüm yer.
İnsan önce turist gibi hissediyor. Kolay değil, ömrümün neredeyse 62 yılı İstanbul’da geçmiş.
Beş gün kaldık ama önce yabancılık çektik. Çünkü insan yaşadığı yerde öncelikle temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını bilmeli:
Market, eczane, sağlık ocağı, hastane, çarşı, pazar, ulaşım, deniz yolları...
Bunlar bilindikçe turistlik duygusu azalıyor, aidiyet başlıyor.
“Ben turist olma duygusu ile oraya ait olma arasında gidip geldim.
Emekliliğe yönelik bir provaydı bu.”
“Bir Şehri Bırakmak, Bir Kadını Bırakmak Gibi”
Şimdi çok sevdiğim bir şehri terk edeceğim:
Yaşamımın odağı, beni besleyen bir şehir – İstanbul.
Sevdiğin bir kadını terk etmek zorunda kalan, içi kan ağlayan bir sevdalı gibi.
Gerçi bu süreç birkaç yıl sonra gerçekleşecek ama kendimi yavaş yavaş hazırlıyorum.
Ani kopuşlarım da oldu: Örneğin TRT.
2011’de çalışmanın olanaksız olduğunu görüp 10 gün içinde emekli oldum.
Oysa benim için “ilk göz ağrım” gibiydi.
Seferihisar’da Zeytin ve Mandalina Umudu
Seferihisar’da bir ziraat mühendisiyle tanıştım.
O, ilçede zeytin üretiminin %30, mandalina üretiminin %40 düşeceğini söyledi.
Zeytin ağaçları kuraklık nedeniyle verimsizmiş; ağaç başına 3–5 kilogram ürün alınabiliyor.
Oysa önceki yıllarda 15–20 kilogram toplanırmış.
Yangınlar da etkili olmuş:
“İlçedeki zeytin ağaçlarının %10–15’i, mandalina bahçelerinin %30’u zarar gördü.”
Üreticiler zor durumda.
Sosyal devletin gereği olarak gelir kayıplarının telafi edilmesi gerekiyor.
Aksi hâlde önümüzdeki yıl, çiftçiler için çok daha zorlu geçecek.
️ “CHP bu konuda sesini yükseltmelidir”
Çiftçiler; yaşadıkları sıkıntıların duyulmasını, çözüm bulunmasını istiyorlar.
Yazar, açıkça çağrıda bulunuyor:
“CHP de bu konuda sesini yükseltmelidir. Çiftçiler bunu bekliyor.”
Diyarbakır’da Organik Umut: Bağcılığın Hikâyesi
Tatilin devamında eşimin memleketi Diyarbakır’a gittim.
Eşim yaklaşık 25 yıldır organik tarım yapıyor.
Hazro’da 12 dönümlük bir bağı var — tam 12 çeşit üzüm yetiştiriyor.
Bağı, eşimle yaşıt; kayınpederim, eşim doğduğunda satın almış.
“Eşim bağını çocukları gibi seviyor, bağcılığın gerekliliklerini eksiksiz yerine getiriyor.”
Pekmez, cevizli sucuk yapıyor; çoğunu eş dostla paylaşıyor.
Kuraklık, Üzüme Gölge Düşürüyor
Bu yıl kuraklığın etkisi açıkça görülüyor.
Çoğu bağda verim %40–50 oranında düşmüş.
Ekim yağmurları sonrası üzümler canlanıyor; bağ bozumu o zaman başlıyor.
Ancak Çermik ve Çüngüş’te durum vahim:
“Yirmi yıl önce büyük umutlarla kurulan bağlardan son üç yıldır ürün alınmıyor.
Bağlar viraneye dönmüş durumda.”
“Deneyimleyerek Öğreniyoruz”
“Biz henüz öngörü aşamasına gelmedik; deneyimleyerek öğreniyoruz.
Bu, öğrenmenin en pahalı yolu.”

Bu tespit, sadece tarım için değil, Türkiye’nin genel planlama kültürü için de anlamlı.
Son Söz: “Eski tas, eski hamam” mı?
“Dilerim bağcılıkta bu yaşananlar diğer alanlara örnek olur,
gereken kararlar kısa sürede alınır.
Yoksa ‘eski tas, eski hamam’ devam eder!”
























