Bugünlerde hepimiz patlayacak gibiyiz; en ufak durumda parlıyoruz, öyle kimsenin benzin falan dökmesine de gerek yok! Hemen öfkemizi yansıtmaya hazırız. En ufak bir durum hemen tetikleyici olabiliyor. Çözemediğimiz konular, yaşadığımız gerginlikler, üstesinden gelemediğimiz sorunlar, giderek büyüyen, çaresizliğimizi gösteren olaylar… Yaşadığımız hayatta üstesinden gelemediğimiz durumlar… Akrep gibi ateşin ortasında kaldığımız hissini yaşatan sorunlar… Çözülmesini beklediğimiz, yıllardır çözülemeyen biriken meseleler… Geleceğe karşı giderek artan güvensizlik, endişe… Yarını öngörememe, kendini bir yere ait hissetmeme… Giderek hissizleşme, duyarsızlaşma… Kendini ifade etme imkânını bulamama… Derdini paylaşamama, içini açamama… Derin bir baskıyı hissetme… Kimsesizliği çaresizliği yaşama… Kaygı ve endişenin artması, korkuların gündelik yaşamda her alanda belirleyici duruma gelmesi… Yalnızlığın her alanda insanı kuşatması… Çoğunluğun bunu fark etmese de bunu yaşaması… Bulunulan ortamlarda sesinin duyulmaması, ötekine ulaşamama… Yaşadığımız günlerin özeti bu.
Dünya Mutluluk Endeksi de bu durumu ortaya koyuyor. 2015 yılında 158 ülkede arasında Türkiye 76’ıncı sıradaydı. Aradan geçen on yılda bu sıralamada 18 sıra daha geriye düştük. Eskilerin “nerde o eski güzel günler” sözü şimdilerde daha anlamlı hale geldi. Toplu taşıma araçlarına bindiğinizde, yolda yürüdüğünüzde kimsenin yüzünün gülmediğini görüyorsunuz. Herkesin yüzü asık, gelecek korkusu herkesi sarmış durumda. Sokaklarda, iş yerlerinde, evde neşe yok. Eğlence ortamlarında bile yüzler zaman zaman gülüyor. Geleceğin belirsizliği yaşanan ana yansıyor. Korkular, endişeler artıyor. Belirsizlik hüküm sürüyor.
Gündelik yaşamda karşılaştığımız olaylar da bunu doğruluyor. Geçen gün yolda yürürken bir kadın kız arkadaşına işyerinde yaşadığı olayı anlatırken birden şöyle dedi. “ İçimden onu boğazını sıkmak, sonra yüzüne peş peşe yumruk atmak geldi. Yüzü gözü kan içinde kalsın istedim. Bana yalvarsın, dur yapma…” Gerçi bunu yapmamış ama bu cümleler bir kadının geldiği ruh halini ortaya koyuyor.
İki gün önce sabah Şirinevler’den metrobüse bindim, tıklım tıklım doluydu, Bahçelievler durağında benden uzun ve iri biri binmeye çalıştı. O sırada kapının yanında duran uzun boylu zayıf bir çocuk vardı. Ona “ayı gibi ne duruyorsun kapıda. Bir de yüzüme bakıyorsun, hayvan” dedi. Çocuk ona şöyle bir baktı, hiç cevap vermedi. O kenarda öylece duruyordu. İri kıyım adamın geçmesi için gereken mesafe vardı, ama o inen- binene engel olmamasına rağmen adam onu boyuna posuna uygun bulduğundan olacak öfkesini kustu. Bugünlerde en çok rastladığım durum bu. Herkes tahammülsüz, öfkesini kusma peşinde. Kusma, insanın onu rahatsız eden bir durumdan kurtulmasıdır. Kusma aslında rahatlatır insanı, bir süre sonra da kendisine gelmesini sağlar. Kusma, insanın taşınamayacak bir durumdan kurtulmasını sağlar. Elinde de değildir, Beden fazla olandan kurtulmak ister. Kusan insan rahatlar… Ama öfke kusması öyle değil… Yılların biriktirdiği sorunlar, konular nedeniyle insanlar “kronik kusma” halinde. Bulunduğu ortamlarda (iş yeri, vb.) sesini çıkaramayanlar, kimsenin kimseyi tanımadığı, gücünün yeteceğini fark ettiği, insanların toplu bulunduğu ortamlarda öfkesini kusmaktadır. Bu kusma durumu, onun kendisine gelmesini rahatlamasını sağlamamaktadır. Çünkü yaşadığı hayatın değişmeyeceğini bilmektedir. Yarınından endişe duymaktadır. Yaşadığı hayata dair herhangi bir beklentisi, umudu bulunmamaktadır. Hayat pahalılığı, artan fiyatlar, eline geçen para… Temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanmaktadır. Son 15 yılda asgari ücretlilerin payının tüm çalışanların içinde yüzde elliye ulaşması yani alınan ücretle geçinmenin giderek zorlaşması da bu konuda belirleyicidir. Sadece ekonomik alanda değil hayatın başka alanlarında da yaşanılan baskılanmayı geniş yığınlar doğrudan farkına varmasa da hissetmektedir. O hissiyat, elinden bir şey gelememe öfke olarak ortaya çıkmaktadır. Sıradan insanlar yaşadıkları hayattan memnun değiller. Ancak neyi, nasıl yapacaklarını da bilemiyorlar. Kıstırılmışlığı, çaresizliği yaşıyorlar. Bu da gündelik yaşamda öfke kusmasına dönüşüyor. Bugünlerde siz de bu tür durumlarla karşılaştığınızda bu açıdan bir bakın ve düşünün!





















