Kayıplar, insanların yönetebileceği sonuçlar olmaktan fazlasıyla muaftırlar. Ölümü yönetemeyiz fakat onun yarattığı duygusal hücrelerin kapısını bulmak bizim elimizde. Hücresinde can çekişen bir insana, çıkış için güç bulmaya çalıştığı kapı aralığından harika manzara portreleri gösterirseniz, hücrede yaşlanma sürecini uzatırsınız. Bu, bilinen en ahlaki kuraldır.
İnsanların acılarına saygı duymuyoruz. Kimsenin kendi acısını çekiş biçimine gösterdiğimiz bir hassasiyet yok. Oysa ki adabımuaşeretin ilk kuralı, kendinde olanı başkasının gözüne ısrarla sokmamaktır. İnsanlar kapitalist dünyada her şeyi o kadar yüzeysel hâle getirdiler ki yüzeysel bakarken aslında yüzeyselleştiler.
Varlık ile yokluk hususu sadece maddi olgular veya objeler üzerinde metalaştırılıyor. Hâlbuki varlık ve yokluk, kişinin en insani hâlidir ve bireylerin hayatlarındaki her şeyi kapsar. Bilhassa insanları…
Özel günlere karşı hassasiyetim var. Bunu sayısız kez, her mecramda ifade etmeme rağmen bu konuda duyarsızlığın devam ettiğini, üstüne çığ gibi büyüdüğünü gördüğüm için yazıma konu edinme kararı aldım.
Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü derken bir yıla ait takvim içerisinde sıralanan sayısız özel dönem var. Bunların hepsinin aslında kapitalist düzlemin daha fazla kâr elde edebilmesi amacıyla tasarlanmış, insanları sadece tüketmeye yönlendiren araçlar olduğunu belirtmek istiyorum. Bu tarz günlerde her şeyi standart fiyatının ya da ederinin en az iki katına satın alıyorsunuz. Bu yüzden sistemin kendisini tüm gücüyle döndürebilmesi için ihtiyacı olan maşalar, bu “duygusal türetmeler” üzerinden temin ediliyor.
Bu yazımdaki ince nüans, kapitalizmin ne yaptığı değil, bizim birbirimize ne yaptığımız aslında. Kapitalizm bencil bir sistemdir. Sadece kendisini hayatta tutmaya odaklanır; bu yüzden insan doğasını, kültürü ve tüm diğer sosyal ve duygusal koşulları yok sayar. Bize ait olduğuna inandığımız bu özel günlerin temeli, bizim mutluluğumuzu meşru kılmak değil, tüketim ihtiyacımızı artırmaktır. Yine de bireysel açıdan bilinçli olmamıza rağmen çoğumuz isteyerek oyuna geliyoruz; hem kapitalist hem de ahlaki açıdan.
Yineliyorum: “Özel günler”… Asıl sorunumuz bu.
Bu tarz günlerde büyük büyük kelimeleri sıralayarak, sayısız sosyal medya paylaşımı üzerinden ne kadar değerli, ne kadar önemli ve ne kadar mutlu bir aileye, hayata ya da eşe sahip olduğumuzu göstermekten geri duramıyoruz. Ben başından beri buna karşı duruşu olan insanlardan biriyim. Özel hayatımı bu şekilde herkese yansıtmaktan haz almayı bir kusur olarak görüyorum ve paylaşmama adına aşırı bir hassasiyet güdüyorum. Çünkü benim mutluluğum başka birinin kaybına dokunuyor ve birinin acı çekmesine sebep oluyorum.
Anne, baba, eş, dost… İnsanın hayatında değer verdiği kişiler farklıdır çünkü hepimizin içine doğduğu çevre ve hikâyesi farklıdır. Her hikâyenin kahramanları şekil değiştirir fakat insanın finali şekil değiştirmez. Vefat ediyoruz.
Hayatta olan ebeveynlerimizin veya aile bireylerimizin varlığını, başkalarının kayıplarının canlarını yakmasını sağlayacak kadar görünür kılmak ne kadar ahlakidir?
Bunun bir gösteriş meselesi hâline geldiğini düşünüyorum. Kıyafetlerimizden tutun ailelerimize, hatta bağlarımıza kadar her şeyi sosyal medya üzerinde “nispet konusu” hâline getirdik. Kimsenin acısının sebebi olmayı umursamadan, “kıskanılmayı”, “konuşulmayı” talep ediyoruz.
Misal, Anneler Günü’nde paylaşılan sayısız görsel ve video var. Bu davranışlar, annesini bir gün önce kaybetmiş insana haksızlık değil mi? Ya da annesi uzun yıllardır olmayanlara? Daha da inciticisi, annesini hiç tanımamış, yetimhanelerde büyümüş insanları ne yapacağız? Neden insanların yaralarına çivi sokuyoruz? Oysa kapatmak, sarmak daha değerli değil mi?
Yaklaşan bir tarih olarak, önümüzde Babalar Günü var. Aynı durumu bu gün için de vurgulamak istiyorum. Şahsen babasını kaybetmiş ve bu konuda hâlâ ilk günkü kadar hassas olan arkadaşlarım var. Bilhassa onlar için sükûtumu koruyorum çünkü empati yapmak, acıya saygılı olmayı gerekli kılar.
Kimseye özel gününü yaşamasın demiyorum fakat bunu sosyal medyaya yansıtmadan yapabiliriz, değil mi? Annemin varlığını ve buna duyduğum şükranı neden bir resim ve video ile tüm sosyal medyamda ilan etmem gerekiyor? İşte tam burada duyguyu değil, daha önce bahsettiğim nispet mekanizmasını konuşuyoruz. Görünebilir olmak, kendi hayatımız üzerinden başka hayatlara dominantlık sağlamak çoğumuzun egosunu şişiriyor. Hep söylerim; bu coğrafyada ego yanlış yerden çalışıyor ve çok anlamsız şeylerle besleniyor. Kalbim kırılarak ifade ediyorum ki, bu yüzden konuştuğumuz çoğu insanın temel değerleri bir hiçlikten oluşuyor.
Toplumsal olarak ihtiyacımız olan şey sadece hassasiyet. Yan odada birinin acı çektiğini hesaba katarak kendi davranışlarımızı şekillendirmemiz gerekiyor. Şaşırtıcı olan, sosyal medyadan önce var olan geleneksel tavrımızın zaten bu olmasıydı. Sosyal medya, herkesin hayatlarını birbirleriyle yarıştırmasını sağlayacak garip bir kıskançlık hâli oluşturdu. Herkes birbirine, çoğu zaman gerçek olmayan ama sosyal medya için özellikle yaratılmış anlar, diyaloglar ve sahneler üzerinden meydan okuyor.
Sosyal medyaya yansıyan aile ilişkilerinin kaçı gerçek? Gerçekten bu kadar romantik eşlere sahip miyiz? Ebeveynlerimiz bu kadar eğlenceli mi gerçekten? Bunlar üzerine konuşulması gereken ayrı travmatik konular. “Mış gibi yapma” durumunu geçtim; göz göre göre başkalarının acılarını umursamayışımızla ilgileniyorum.
Gerçek olmayan vizyonlar oluşturmak kişinin kendi hayat hikâyesi ile ilgilidir fakat başkasının acısına göz göre göre basmak toplumsal bir ayıptır.
Sosyal medya üzerinde paylaştığımız şeylere bu yüzden dikkat etmemiz gerekiyor. Gerçekten mutluysak, ebeveynlerimiz veya eşimiz hayatta olduğu için şükran doluysak, bize yapılan jestler için memnunsak bunlar bize saklı kalabilir. Bunları paylaşmamıza, insanların canını yakacak seviyede süslememize gerek yok diye düşünüyorum, hatta yüksek sesle bunu savunuyorum.
Üzülerek söylüyorum: Ölüm her insana haktır. Hepimiz, kendimiz için dahi, bir gün bunu deneyimleyeceğiz. Başımıza geldiğinde başkasından hassasiyet beklemeden önce, bu durumda olan insanlara hassasiyet göstermeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Çünkü göstermediğimiz duyarlılığı kimseden talep edemeyiz.






















