Hepimiz anatomik yapımızın bize hak tanıdığı kadarıyla yaşıyoruz. İçine doğduğumuz bedenle limitli olduğumuz kadar, onun verebildikleriyle de ayrı bir yerden evrilebiliyoruz. - Fakat bu her zaman iyiye doğru ivmelenen bir gelişim süreci olmayabiliyor.
Üremek bir nesilin devamı anlamına gelse de, aslında anatomik bir olgu olmanın çok ötesinde şekillenen hayati bir risktir. Sürekli veya dönemsel bedensel birleşimlerin sonucunda varlığını oluşturabilen bir ceninin hikayesi, rahime ilk tutunduğu anda değil, doğduğu ilk anda başlar. Dolayısıyla, Ona anlam veren hususun, onun yaradılışını sağlayan eylemin kendisi değil, onun nasıl yetiştirildiği ve hayat boyu nasıl desteklendiği olduğunu hala anlayamayanlarımız var. Maalesef ki, çoğu çoktan ebeveyn oldu. Yine maalesef ki çoğu da olmaya hazırlanıyor.
Sık sık tekrar ettiğim bir cümle var. Bu paragrafın hemen ardına tekrar yazmak istiyorum. Genelde bir cümle ne kadar tekrarlanırsa, o kadar hafızalara kazınır ama bu kazınmasını istediğim bir cümle değil, bu akıllara kazınması gereken cümleleştirilmiş hem kültürel hem sosyal bir gerçeklik.
"Hiçbir çocuk suçlu olmak adına doğmaz fakat her çocuk suça yönlendirilebilir. Öncellikle her anne ve baba sonra ise çocuğun iletişimde olduğu çevre çocuğu itinayla bir suç potansiyeline dönüştürebilir."
Burada bahsi geçen anne ve baba hususunun tam açılımı "istismarcı ebeveyndir." Doğduğu ilk andan itibaren veyahut çocukluğu boyunca psikolojik, bedensel , duygusal açıdan istismar edilmiş hiçbir çocuktan sağlıklı ve tutarlı yetişkin olmasını bekleyemeyiz. Bir kez zihinsel çıtası kırılmış ve kırılan yerden yeniden biçimlenmiş çocuk ahlaklı, normal ve iyi insan olmak adına bir gaye taşıyamayabilir. Bu istismarın yarattığı duygusal çarpıklığın, hareketlere ve davranışlara yansıma biçimidir. Şimdi sorarım size: Böyle bir hususta kim daha fazla suçludur? Patoloji haline gelen bir insan mı? Onu bu hale getiren ailesi mi?
Suç işleyen çocukları veya yetişkinleri yargılamakta fazlasıyla istekli ve cesuruz fakat kimse ibreyi ebeveynlerine veya ailelerinin iç dinamiklerine yönlendirmiyor. Peki neden?
"Aile kutsaldır" safsatasına inanmayı bırakalı çok oldu. Beni suç çalışmaya yönlendiren şeyin sağlıklı çocuklara yapılan haksızlıklar sonucunda ortaya çıkan dönüşümlerinden ailelerinin hiç sorumlu tutulmaması oldu. Herkesin pas geçtiği bir konunun dibini özellikle kazıyorum çünkü aileyi kutsal sayan zihinler, istismarın üstünü kapatarak sadece çocukları veya onların evrilmiş( yetişkin) hallerini şeytanlaştırıyor. Oysa ki, her çocuk içine doğduğu dinamikte hayatta kalmak zorundadır ve onların hayatta kalma biçimlerini sorgulamaktan önce, onlara bu hayatta kalma zorunluluğunu doğuran şartları ve insanları sorgulamak gerekir.
Yani aslında her patoloji önce evde başlar. Çocuk şiddeti ve suçu kendi ebeveynlerinden veya çevresinden öğrenir.Bazen şiddete başvurmak çoçuğun potansiyel istismarcılarından kurtulma biçimi de olabilir. Eğer çocuk kendini korumak adına şiddet sayılacak bir eylemde bulunuyorsa ve bu istismarcısının ona yaklaşmasını engelliyorsa; bu eylem( aslında şiddet göstermek) çocuğun zihninde "kurtulma- hayatta kalma" biçimi olarak kodlanabilir. Yetişkin olduğunda da, herhangi bir durumda bu davranış örüntüsünü devam ettiren bireylerin suçla ilişkisini anlayabilmek adına, öncelikle doğdukları evin hikayesini öğrenmek gerekiyor.
İtinayla söylemek istiyorum ki suçluları meşrulaştırma çabam yok. Yetişkin bir birey için suç bir seçimdir ve suçu seçen kişi seçimi için hukuki yoldan yargılanmalıdır fakat ben suçu için yargılanan bireyin, sandalyeye tek oturmasına karşıyım. Neden mi?
Çünkü onlar birer sonuç. Ailelerinin veya çevrelerinin yarattığı istismarın birer sonucu. Bu yüzden hiçbir suçlu çocuk veya yetişkin tek başına sorgulanmamalı. Hiçbir insan veya çocuk tek başına "şeytanlaştırılmamalı."
Hep söylerim çocuklar konusunda hassasiyetim ayrı bir yerden çalışıyor. Buna rağmen, suça tamamen objektif açıdan yaklaşarak, dinamikleri çift yönlü değerlendiriyorum. Şu ana kadar bu hususta biriktirdiklerim ve gördüklerim daha çok ebeveyn olmaya uygun olmayan veya olmaya hazır olmayan insanların çocuklarına yaşattıkları travmalı süreçler üstüne oluyor. Ortaya çıkan potansiyeller genelde yıkıcı bir yerden ve yıkıcı bir tonla konuşuyorlar. Bu yüzden ebeveyn olmayı başaramayacak insanların ebeveyn olmalarına karşıyım. Çocuğuna sevgi ve ilgi göstermeyecek aksine şiddetle yaklaşacak insanların çocuk sahibi olmalarına gerek olduğunu düşünmüyorum. Her insan kendi doğasını tanır. Şiddet eğilimli ve farklı açılardan sorunları olan insanların çocuk sahibi olmamaları gerekiyor çünkü hiçbir çocuk kum torbası yerine kullanılamaz. Her insana yapılan uzun vadeli istismarın, bir sonucu vardır. Her suçlu genelde bir istismarın ürünüdür.
Çocuklarını inciten ebeveynlerin sevgi ve ilgi sebebiyle bu yaklaşımda olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Bu toplumun gözünde normalleşebilmek amacıyla oynanan sade ve sistematik bir oyundan ötesi değildir. Dayak veya kötek çocuğun hakkı değildir. Hiçbir çocuk aşağılanmayı, bedensel dokunulmazlığının sürekli ihlalini, duygusal olarak yetersiz hissettirilmeyi hak etmez. Ayrıca, bunların tamamı "çocuk istismarı" kapsamında yasal birer suçtur. Hukuk düzeyinde soruşturulur ve yargılanır.
Çocuklarına şiddet uygulayan insanları normalleştirmeyi bırakmamız, kendi ailelerimiz içerisinde böyle insanlar varsa dahi, gereken müdahaleyi yapmamız gerekiyor. İstismara göz yumulmaz. İstismar ihbar edilir.
Lütfen Unutmayın! İstismar, kontrol edilme ihtimali olmayan çok ciddi suç potansiyelleri doğurabilir. Biz bu potansiyelleri bugün "topluma zarar verdikleri için" haberlerde ve suç belgesellerinde izliyoruz.
Küçük bir yazı sonu notu bırakıyorum:
Çocuk istismarını ihbar edebileceğiniz kanallar:
- 183 → ALO 183 Sosyal Destek Hattı (7/24, ücretsiz)
- 112 → Acil Çağrı Merkezi (acil durumlar için)
- 155 → Polis İmdat
- 156 → Jandarma İmdat (kırsal bölgelerde)
- 0312 705 55 00 (Aile ve sosyal hizmetler bakanlığı merkez santrali)






















