Bazı cümleler korku filmlerinin içinde kalmıyor. Perdenin arkasından çıkıp gerçek hayatın duvarlarına siniyorlar; çünkü insan zihni yalnızca doğaüstünden korkmuyor, kendi kırıldığı yerlerden de korkuyor. Bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, belki de bu yüzden en rahatsız edici canavarlar karanlık koridorlarda değil, uzun süre susturulmuş insanların içinde büyüyorlar.
Toplum uzun zamandır gücü yanlış yerde arıyor. Gürültülü olanı güçlü sanıyoruz. Oysa asıl tehlike çoğu zaman sessizliğin içinde gelişiyor. Yorgun insanların içerisinde… Sürekli bastırılanların içinde… Her gün biraz daha değersiz hissettirilenlerde… İnsan ruhu, uzun süre boyunca görünmez kaldığında, kendi içinde çürümeye başlayan bir odaya dönüşüyor.
Kimse bir sabah aniden karanlığa karışmıyor. Bu sürecin sessiz ama fazlasıyla şiddetli ilerleyen aşamaları var. Önce insanın zemininde küçük çatlaklar oluşuyor. Sürekli tolere edilen aşağılanmalar, yıllarca taşınan öfkeler, konuşulamayan travmalar, sevgisizlik, ekonomik çıkmazlar, bastırılmış korkular… Doğrusu, insan zihni bazen bütün bunları taşıyabilecek kadar geniş olmuyor ve tam o noktada özünüze bir şey yerleşmeye başlıyor. Adına şeytan diyebiliriz, nefret diyebiliriz, yabancılaşma diyebiliriz. İsminin pek önemi yok; çünkü hepsi aynı kapıdan içeri giriyor.
Modern dünyanın en büyük yanılgısının, kırılganlığı yalnızca kişisel bir başarısızlıkmış gibi göstermesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Oysa bazı insanlar doğrudan yorgunluğun içine doğuyorlar. Misal, sürekli tetikte yaşamaya alışmış zihinler var, dinlenmeyi unutmuş insanlar var. Ayrıca kendini savunmaktan kim olduğunu hissedemeyenler var ve toplum bütün bunları görmezden gelirken hâlâ neden herkesin öfkeli, kaygılı ve parçalanmış olduğunu anlamaya çalışıyor.
Bütün bu sebepler yüzünden aslında insanların kendi içine dönüp düşünmesini istiyorum: Gerçek kötülük gerçekten dışarıdan gelen bir şey mi, yoksa uzun süre boyunca yalnız bırakılmış insanların içinde büyüyen bir sorun yumağı mı?
Çünkü bazı karanlıklar saldırarak değil, yerleşerek hayatta kalıyor. Sessizce. Sabırla. Yavaş yavaş…






















