Karadeniz, farklı kültürlerin, dini inanış biçimlerinin hatta medeniyetlerin toplamıdır. Yüzyıllık tarihi, bir sürü hikaye ve efsane barındırır. Bu hikayelerin günümüzde varlığını koruyan somut örneği, coğrafyanın her yerine dağılmış manastırlardır.
Her manastırın mimari açıdan biçimi, yapımında kullanılan tekniği, sanatsal süslemeleri farklıdır. Bu yüzden her manastırı bulunduğu bölgeye göre ayrı bir çalışma dahilinde incelemek ve analiz etmek gerekir. Kuşkusuzdur ki Karadeniz çok seslilikten oluşan bir coğrafyadır. Hoyrat jeolojik yapısı sebebiyle, tarih boyunca yamaçları /uçurumları hatta dağları korunma adına ve kuşatılmaya karşı önlem olarak bilinçli seçilmiştir. Dolayısıyla, Karadeniz'i anlamaya çalışırken, toprağının temelinde çok kültürlülüğün olduğunu atlamamak gerekir. Zira, bölgenin genel nüfusu üstünde evini kurduğu bu büyük kara parçasını yağmuru, çamuru, toprağı ve geçmişiyle sahiplenmiştir. Karadeniz'in kültürel zenginliğinin en az elde edilen mahsuller kadar değerli olduğuna inanıyorum. Karadeniz denildiğinde, akla gelen her ne kadar çay ve fındık ikilisi olsa da, bölge müthiş bir arkeolojik zenginliğe sahiptir. Bilhassa kiliseler ve manastırlar söz konusu olduğunda, Karadeniz eşsiz bir evrendir.
Bu hafta yazıma konu olan kuştul Manastırı( bilinen adıyla Evangelistria) Doğu Karadeniz'in dik ve keskin hatlara sahip dağları arasında kalan, tüm heybeti ile zirve noktasına konumlandırılmış, ruhani anlamda ve mimarı açısıyla çok önemli bir Bizans yapısıdır.
Manastırın inşa edildiği tarih tam net bilinmese de, rivayetler bize 8. yüzyıl'ı göstermektedir. Kuruluş tarihini çok büyüleyici kılan değerli açmazlardan biri ise, kuruluşunun Bizans'ın tasvir yasağı ile aynı dönem içerisinde olmasıdır çünkü bu dönemler de (tıpkı Sümela manastırının yapımında var olan motivasyon gibi), tasvirleri gizlice koruyan keşişler için inziva noktaları olarak yüksek dağlık alanlar tercih edilmiştir. Kuştul bu amaçla inşa edilmiştir.
Bizans Dönemi (9.–13. yüzyıllar)
Manastır, o dönemde Trabzon’daki dini hiyerarşiye bağlı olarak işlevini sürdürmekteydi. Zaman içerisinde, keşişlerin eğitimi ve el yazmalarının üretimi açısından bölgenin önemli merkezlerinden biri konumuna evrildi. Rivayet edilene göre, manastırın kutsal eşyaları arasında Meryem Ana’ya ait olduğu düşünülen bir relik (kutsal emanet) bulunuyordu.
![]() |
Trabzon İmparatorluğu Dönemi (1204–1461)
Manastır altın çağlarını Latinlerin İstanbul’u işgali sonrası kurulan Trabzon Komnenos İmparatorluğu zamanında yaşadı. İmparator'un ailesi, özellikle III. Alexios Komnenos (1349–1390) döneminde manastıra himaye sağlamış, vergiden muaf tutmuştu. Sümela, Vazelon ve Kuştul bu dönemde “Trabzon’un üç kutsal dağı” olarak tanımlanırdı. ( Bu noktada bir önceki yazımda ele aldığım Sümela Manastırına ufak bir referans vermek istiyorum. Keza bu manastırların yapım amacını ve seçilen konumların neden dağların erişilmez kısımları olduğunu net biçimde açıklığa kavuşturmaktadır. Medeniyetler güvenliklerini sağlamak adına ve saldırıya maruz kalmamak adına, dağların eteklerine yaşam alanları inşa etmişlerdir. Bu herhangi bir savaş anında, topluluklarını güvende tutan savunma hattı olarak işlev görmekteydi.)
Osmanlı Dönemi (1461–1923)
1461’de Fatih Sultan Mehmet Trabzon’u fethettikten sonra, bölgedeki birçok manastır gibi Kuştul da varlığını sürdürmeye devam etti. Osmanlılar, manastırların vergilerini ödemeleri şartıyla faaliyetlerine devam etmelerine izin verdi. Manastır 18-19. yüzyılda hâlâ aktif bir keşiş topluluğuna sahipti. Ayrıca çevredeki Rum köylerine eğitim ve dini hizmet sağlıyordu. Ek olarak belirtmek gerekir ki: Manastır 18.–19. yüzyıllarda birkaç kez yangın sebebiyle hasar almış ve yağmaya maruz kalmıştır, fakat tekrar onarımı sağlanmıştır.
Terk Edilişi (1923)
Her manastırın sessizliğe gömüldüğü bir tarih vardır. İçinde bulunduğu döneme göre fazlasıyla görkemli olan Kuştul, Mübadele sonrası (1923) tamamen boşaltılmıştır. Trabzon’da varlığını sürdüren Rum Ortodoks topluluğunun Yunanistan’a gönderilmesiyle, Kuştul tüm heybetiyle sessizliğe gömülmüştür. Yine Rivayet























