İnsan kendini en çok nerede kaybeder?
Gerçekliğin içinde mi? yoksa herkesin gözlerini diktiği, parkesi daima cilalı o ışıltılı sahnede mi?
Sosyal medya, bize yalnızca görünme imkânı sunmuyor; aynı zamanda seçme imkânı da veriyor. Hangi halimizle var olacağımıza, neyi göstereceğimize, neyi saklayacağımıza biz karar veriyoruz ve tam da bu noktada, gerçeklik yavaşça esnemeye başlıyor.
Bir fotoğrafın içinde daha mutlu, bir cümlenin içinde daha güçlü, bir videonun içinde daha özgür bir versiyonunuz oluşuyor. Bu versiyon tabi ki sizsiniz ama eksiksiz bir “siz” değil. Bu görsel temsiliyet daha çok olmasını istediğiniz şeylerin bir birleşimi olarak somutlaşıyor. - Biraz hayal, biraz ihtiyaç, biraz da eksik kalan parçaların simetrik bir toplamı olarak.
Zamanın gerçeği saklamak yerine ifşalamak gibi gaddar bir yönü var. Dolayısıyla, görsel temsiliyet yaşadıkça, gerçek olan( ana benlik) geri çekiliyor. Oysaki gerçek benlik; kararsız, kırılgan, bazen sıkıcı, bazen yorgundur fakat bunun tam aksi şekilde onaya sunulan temsiliyet (sahnede ki versiyon) her zaman hazır, her zaman net, her zaman “iyi” ve her yönüyle hatasızdır. Ayrıca ciddi eforla tasarlanmış bu temsiliyet daima gerçek benlikten daha fazla pohpohlanır, alkışlanır, daha uç durumlarda ikonikleştirilir.
Buraya kadar akışta bir sorun yok değil mi? Ama aslında büyük bir sorun var. Sadece henüz görünür değil.
Yineliyorum... Zaman... Zaman gaddardır. Kontrollü biçimde gösterdiğiniz versiyonunuzu bir gün yönelttiği şu soruyla en büyük iç savaşınız haline getirir:
Beğenilen kişi ben miyim yoksa kendi yerime tasarladığım şey mi? -- "şey"
Belki de asıl kırılma tam burada gerçekleşir çünkü bu sorunun bir cevabı yoktur. -- Ya da daha kötüsü, verdiğiniz her cevap sizi biraz daha bölmeye başlar çünkü savunduğunuz şey bir kimlik değil, bir kurgudur. Yaşadığınız şey bir hayat değil, bir sunumdur ve en tehlikelisi artık sadece başkalarını değil, kendinizi de ikna etmeye başlamış olmanızdır.
Bu eşikten sonra mesele “hangisi gerçek?” olmaktan çıkar çünkü gerçek olan zaten çoktan yerini kaybetmiştir.
Bu hafta, bu metinden geriye yalnızca şu kalıyor:
Sürekli izlenen ama hiçbir zaman gerçekten var olmayan tonlarca versiyon… ve onların gölgesinde sessizce silinen milyonlarca insan.
Birinden biri olmak zor, ikisini aynı anda olmak imkansız. Dolayısıyla, ikinciyi hiç yaratmamak gerekiyor.
Sevgilerimle,






















