Düşünüyorum da… Birbirimizden artık usulca ayrılmıyoruz. İnsan ilişkilerinin içinden sessizce kayboluyoruz…
Modern dünyanın bize kazandırdığı en garip reflekslerden biri bu oldu sanırım. Eskiden insanlar gitmeden önce durur, konuşur, kırılır, kırar, açıklama yapar, yüzleşirdi. Şimdi ise birçok ilişki tek bir “çevrim dışı” oluşun içinde son buluyor. Ne bir final cümlesi var ne de kapanış hissi. Bir gün konuştuğunuz insan, ertesi gün dijital dünyanın karanlık koridorlarında eriyip gidiyor ve geriye, görülüp cevaplanmayan mesajların soğukluğu kalıyor.
İnsan psikolojisi yarım kalan şeyleri tamamlama eğilimindedir. Bu yüzden vedasız giden herkes, zihnimizde tamamlanmamış bir sürü cümleye dönüşüyor. Dolayısıyla sürekli aynı noktaya dönüyoruz: “Yanlış bir şey mi söyledim?”, “Bir şey mi oldu?”, “Neden sustu?” - Çünkü insan zihni sessizliği doğal bir kapanış olarak algılamıyor. Sessizlik, belirsizlik yaratıyor. Belirsizlik ise modern çağın en büyük işkencelerinden ikisini doğuruyor: “Sevginin acısını ve incitilmiş gururları…”
Oysa ki ghosting dediğimiz şeyin bu kadar yaygınlaşmasının sebebi yalnızca umursamazlık değil. İnsanlar artık yüzleşme kaslarını kaybetmeye başladılar. Maalesef ki dijital iletişim bize erişilebilirlik sundu ama aynı anda kaçış imkânını da verdi. Birini hayatınızdan çıkarmak artık fiziksel cesaret gerektirmiyor mesela. Yapmanız gereken o büyük konuşmaların günlerce provasını almanız için bir sebep de kalmadı. Basitçe artık size gönderilen bir mesaja cevap vermiyorsunuz. Birkaç tuşa basıyor, hikâyeleri gizliyor, çevrim içi görünürlüğünüzü değiştiriyor ve teknik olarak ortadan kayboluyorsunuz. Fark ettim ki modern insan artık terk etmiyor; görünmezleşiyor.
Bu süreçte kendisini var eden çarpık bir toplumsal gerçeklik oluştu. Bunu es geçmek kesinlikle istemiyorum ve en kolay anlaşılabilir yerinden sunma adına bir çabam var. Bilinçli veyahut bilinçsiz kolektif bir zıtlığın merkezinde konumlanmış durumdayız. Çoğu zaman insanlar birbirlerini yok sayarken planlanmış bir kötülük gütmüyorlar. İstisnai durumlar elbette var fakat sinsi bir stratejinin yörüngesinde sürekli hareket edilmediğini söyleyebilirim. -Çünkü hesaplı hareket edebilmek ciddi bir emek ve yoğun efor gerektiriyor. Sorun, kimsenin kimseyi bu kadar derinden düşünmüyor olmasından dolayı çıkmıyor mu zaten? Düşünmediğimiz için kibar olamıyoruz, düşünmediğimiz için empati kuramıyoruz, düşünmediğimiz için iki cümleyi iletmeyi çok görüyoruz.
Modern dünya düzeni insanların her konuda fazlasıyla yorulmasına sebep oluyor. İletişim dahi kurma adına sergilemediğimiz çaba çoğunlukla bu yüzden. Bir önceki paragrafımda yazdığım gibi, aslında tasarlayarak hareket etmesek de yine de birbirimizde, en az tasarlanmış olanlar kadar ciddi yıkımlar yaratabiliyoruz. Gerçeklik burada yamuluyor işte. Tam olarak burada…
Modern çağın kapitalizmi insanları sürekli birbiriyle iletişim hâlinde olmaya zorluyor. Bu iletişim, bireysel iradeyi baskılıyor çünkü emir zinciriyle sürdürülüyor. Mesai saati olmayan, hafta sonu tanımayan, gece veya gündüz ayırmayan bir iletişimi devam ettirme zorunluluğumuz var. Bu çıkar odaklı, profesyonel diyalog kurma merasiminin doğal çıktısı da duygusal aşınma oluyor. Buna “tükenmişlik” deniyor.
Herkesin birbirine saplanmış biçimde; döngüsel, rutin, çoğu zaman samimiyetsiz iletişimler sürdürmesi, birbirleriyle gerçek bağlar kurmaya karşı olan heveslerine müdahale ediyor ve fazlasıyla yüzeyselleşiyoruz. Gitgide daha az kelimeyle daha az şey ifade etme isteğimiz oluşuyor çünkü iş sözleşmelerinin yükümlülükleri nedeniyle konuşmaktan sıkılıyoruz. Bu yüzden kimse yoğun duygular taşıyan kelimelere dayanan bir yüzleşmenin ağırlığını taşımak istemiyor çünkü bu ağırlığı taşıyacak yanlarımızı dengede tutmaya ihtiyaç duymuyoruz. Daha doğrusu duyamıyoruz çünkü içinde yaşadığımız sistemde duygusallığa yer yok. Tüm enerjinin sadece çıktıya aktarılması gerekiyor… Sistemin yürümesi adına gerekli olacak çıktıya… Dolayısıyla içeride kalabilmek için itaat ediyoruz ve kendimizi anlatmaya karşı, duygusal olarak bizi biçimlendiren her şeye karşı duyarsızlık sergiliyoruz. -Çünkü modern dünyada enerji duygulara değil, maddelere akar… Bu yüzden ilişkiler giderek daha sessiz biçimde ölüyorlar.
Düşünüyorum da… Belki de bu yüzden modern insanın en büyük problemlerinden biri “kapanışı” yaşayamayışıdır çünkü her şey aslında askıda kalıyor. İlişkiler, dostluklar, hisler, cümleler… Kimse diyaloglarına son noktayı koymuyor. Bunun yerine herkes birbirinin hayatından bir profil resmi hâlinde çıkıyor… Oysa eskiden bazı vedalar acı verse bile insana saygıdeğer hissettirirdi. Belki çoğumuz unuttuk ama bir cümlenin sonunu duymak, sessizlik içinde kaybolmaktan daha merhametlidir. -Çünkü insan, yok sayılmayı kaldırmakta zorlanıyor. Doğamız, görmezden gelinmeye karşı fazlasıyla bükülüyor.
Söylemekten çekinmiyorum: Çağımızın en büyük yalnızlığı bir üst cümlede başlıyor. Buraya final olarak bir “çünkü” daha ekliyorum. -Çünkü kimse tamamen gitmiyor ama artık kimse gerçekten kalmıyor da.






















