Bir ülkenin aynası bazen sokakta yürür. Omuzlarda taşınır, kumaşta parlar, ütü çizgisinde sertleşir. Türkiye’de saygınlık çoğu zaman bir karakter meselesi değil, bir kombin meselesi gibi yaşanıyor. Kravatın düğümü sıkıysa ciddisin, blazer'in omzu dikse donanımlısın, topuğun yüksekse statün var. Kıyafet, özün önüne geçiyor; etiketi olanın itibarı var sanılıyor.
Türkiye’de insanlar saygınlığı kıyafet seçimleri üzerinden elde etmeye çalışıyorlar. Her mesleğin zorunlu bir kıyafet kodu var. Spor biçimde( neden ve neye dayandırılarak spor şeklinde tanımlandığı konusu da ayrı bir çelişkidir) veya içinden geldiği gibi (aykırı) giyindiğinde hakir görülüyorsun. Oysa saygınlık kumaşta değil, duruşta başlar. Bilgi ceketin içinde değil, zihnin içinde taşınır. Dış görünüşün bir rol dağıtımı yaptığı bir sahnede yaşıyoruz; herkes karakterini askıya asmış gibi.
Benim itirazım şu:
Saygınlık ve entelektüel donanım kıyafet seçimiyle değil, insanın kendi özüyle varlığını belli eder ve bu parayla satın alınmaz, bu kombinlenmez. Herkes ciddi ve saygın olabilmek için daha resmi giyinmeye ve asla gerçekten tarzı olmayan stillerin içerisine kendi benliğini sıkıştırmaya çalışıyor ve çoğunlukla da başarıyor. Herkes içine kalben ait olmadığı kumaş yığınlarıyla gün boyu var olma çabası sürdürüyor. İçsel huzursuzluk ve nereden geldiği belli olmayan bireysel tatminsizliğin sebebi bu. İnsan olmak istediği şeye aittir, zorunda olduğuna inandığı şeye değil. Zihinsel olarak tanımlı kıyafet seçkilerine adapte olmaya itilmek bir marifet değil. Saygınlık belirlenmiş kategoriler üzerinden kazanılmaz fakat maalesef, bu ülkede saygınlığı bunlar kazandırıyor- asıl acı olan bu.
![]() |
Sorulması gereken soru basit ama rahatsız edici:
Neden kot ve polar giyen bir birey hakir görülürken, takım elbiseyle işine gelen donanımlı sayılıyor? Bu bir kültürel manipülasyon. Bu husus gerçekten ciddi kırılmalar meydana getiriyor. Misal gerçekten bir bilgi birikimi bulunmayan insan, biliyor gibi görünebilmek için sadece kıyafetlerine oynayabilir. Asıl bilgi iddiasızdır ve kendi tutkusuyla şekillenir. Amerika’da en ünlü profesörler Converse ve jean ile gezerken, Ceo’lar üniversitelerinin logolarının bulunduğu sweatshirtlerle bulvarlar boyunca yürüyorlar. Saygınlıkları, mesleki birikimleri, sektördeki duruşları zedeleniyor mu?
Bu soruların cevabı rahatsız edici bir yere çıkıyor çünkü görünüş üzerinden kurulan saygınlık, aslında en kolay taklit edilebilen şeydir. Bilgi taklit edilemez; ama imaj taklit edilir. Duruş satın alınamaz; ama marka satın alınır.
Bu toplumsal ön yargıyı fark eden moda sektörü, resmi kıyafetlerin fiyatlarını fazlasıyla yukarı çekti. Kumaşı en kötü blazer, 2 yıkamayla tiftiklenen kazak inanılmaz yüksek fiyatlarla satışta. Böylece saygınlık, pahalı bir kostüme dönüştü ve kostüm ne kadar pahalıysa, o kadar güvenilir sayıldı fakat kostümün altında boşluk varsa, o boşluk yine konuşur çünkü bilgi, kumaştan sızar; cehalet de öyle.
Türkiye’de var olan bu “dress code” manipülasyonunun acilen ölmesi gerekiyor çünkü aslında donanımı
![]() |
olmayan herkes için müthiş bir gizlenme aracı haline geldi. İnsanlar sahip olmadıkları ünvanları dahi üstlerine giyinmeye başladılar çünkü istediği meslek grubuna dahilmiş gibi izlenim çizmek isteyen herkes " o mesleğin kıyafet koduna uygun giyiniyor." Bu riski, bu anlamsız “mesleğinin insanı gibi görünme” draması doğurdu. Aslında hiçbir meslekte dress code yoktur. Meslek insanın özünde ve zihninde tuttuklarında gömülüdür.
Gerçek saygınlık, insanın yürüyüşünde değil; yürüdüğü yolu nasıl düşündüğündedir.
Ve belki de en tehlikelisi şudur:
Bir toplum, bilgiyi değil de kostümü ödüllendirmeye başladığında, sahne kalabalıklaşır; ama düşünce sessizleşir.
























